Anasayfa / Türkçe / YKP(m-l) VE TKP/ML ORTAK AÇIKLAMASI!..

YKP(m-l) VE TKP/ML ORTAK AÇIKLAMASI!..

Emperyalist kapitalist sistemin krizi, bütün alanlarda emperyalistler arası rekabeti beslerken, rekabetten de beslenmektedir. Dünyadaki işçiler ve emekçi halklar, içinde bulundukları çıkmazdan kurtulmaya çalışan sistem güçlerinin acımasız saldırılarıyla karşı karşıyadır.  Ülkelerimizdeki işçi sınıfı ve emekçi halk ağır sömürü, işsizlik ve yoksulluk cenderesi altında yaşamaktadır. Emek gücü değersizleştirilirken, halk kitlelerinin demokratik ve insani hakları yok sayılmaktadır. Bunlara paralel, emperyalist rekabet açısından sıcak ve kritik bu bölgedeki emperyalist abluka artmaktadır. Amerika, Rus, Avrupa ve Çin emperyalizmi,  halklar açısından tehlikenin her geçen gün daha da büyüdüğü bu bölgede, güçleri ve beklentileri oranında karşı karşıya gelmekte ve çatışmaktadırlar.

 

Bu çerçevede, Ege’nin iki yakasındaki halklarımızı tehdit eden savaş tehlikesi de büyümektedir. Tehlike bir yandan somut ve tarihsel olarak iki ülkenin gerici çelişkisine dayanırken diğer taraftan ise bölgedeki gelişmelerin ayrılmaz bir parçasıdır. İlk ve öncelikli etken ABD emperyalizminin bölgedeki politikaları ve arzularıdır. Rus emperyalizminin, Balkanlar, Doğu-Akdeniz, Ortadoğu’daki rolünün artmasına ve güçlenmesine karşı Trump yönetimi bir dizi saldırgan ve şantajcı politikalar uygulamaktadır. ABD emperyalizminin bu girişimleri, ilerde askeri (nükleer güç olarak) düzeyde karşısına çıkabilecek rekabet gücü olan Rusya’nın etkisizleştirilmesinin stratejik hedefinin parçasıdır. Bu girişimlerle, diğer rakip-ortak güç olan Avrupalıların Amerikan arzuları doğrultusunda sürüklenmesi için baskılanması amaçlanmaktadır. Bu hamleler diğer yandan Çin emperyalizminin bölgeye ve Avrupa’ya girme çabalarının da engellenmesi amacı gütmektedir.  Bu hamleler geçmiş dönemlerdeki emperyalist müdahalelerden dolayı açılan yaraların hala varlığını koruduğu bölgede, bölgesel ve yerel güçler arasındaki çelişki ve çatışmaları da ateşlemektedir.

Bu minvalde, Yunanistan ve Türkiye egemen sınıfları arasındaki gerici rekabet yeniden harlanmakta ve keskinleşmektedir. Amerikan emperyalizmine bağımlı iki burjuva sınıf arasındaki rekabet, eski Sovyetler Birliği ve şimdiki Rusya’nın kuşatılmasında, Balkanlar, Karadeniz, Kafkaslar, Ortadoğu ve Doğu-Akdeniz’e yapılan müdahalelerin platformu olarak kullanılırken, AB emperyalistlerinin baskılanması için de bir araç olageldi on yıllarca. İki burjuva sınıf, aralarındaki “dostluk” dönemlerinde dahi, rekabetlerinden ve birinin diğerine karşı rol oynaması için Atlantik ötesi koruyucularından olan beklentilerinden bir an olsun vazgeçmediler. Bu rol sadece bölgede verilen rolün oynanması ve görevlerle sınırlı değildir. Trakya’dan Ege’ye ve iki tarafın da bölünmesinde ortaklaştığı Kıbrıs adasının egemenliğinin kimde olacağı meselesine kadar uzanmaktadır. İki tarafında var olan sorunları barışçıl olarak çözmek yerine birbirlerine karşı “muhafaza” ettikleri bu rekabet, milliyetçilikle sürekli beslenmektedir. Sürekli emperyalist egemenliği derinleştiren ve üreten, silahlanma havuzunu besleyen iki burjuva sınıfı, halklarımızı kendi gerici emellerinin peşinde sürüklemek istemektedirler. Bunu gerek rekabetin yaşanmış acı olgularına (1974 yılındaki Yunanistan tarafının askeri-siyasi yenilgisi) gerekse gerici emellerinin parçası olan yeni “olanaklar”  yaratma üzerinden gerçekleştirmeye çalıştırmaktadırlar.

GÜNÜN KOŞULLARI!

Her iki burjuva sınıfta, çıkmazları ve maceracı emelleri kendi içinde biriktirmiş durumdadır.

Türk tarafı, Ortadoğu’da yaşanan çalkantı ve ABD’nin bölgedeki ilişkilerini, İran, İsrail, S. Arabistan gibi güçlere biçilecek roller noktasındaki inişli çıkışlı durumu, “kâğıt üstünde ekonomik kalkınma”sını da kullanarak, Türkiye’nin bölgesel güç olarak ortaya çıkması, içinde olduğu siyasal-ekonomik sıkıntılardan çıkış ve Kürt halkının haklı mücadelesinin bastırılması açısından fırsat olarak değerlendiriyor. Bundan dolayı bir yandan, parlamento maskesi altında faşist rejim halka ve kitlelere baskının boyutunu artırıp, Efrin’e operasyon düzenlerken diğer yandan ise, Yunan tarafıyla çelişkileri keskinleştirmekte, Makedonya=EYMC (Eski Yugoslavya Makedon Cumhuriyeti –Yunanistan Makedonya’yı tanımadığından dolayı kullandığı isimdir-) sorunu üzerinden Balkanlar’daki arzularını da dillendirmektedir. Lakin Türk rejimi “süper güç” değildir. Emekçi halk kitleleri gerek daha önce Gezi İsyanı’nda gerekse bugünkü binleri bulan tutuklamalarda olduğu gibi keskin çelişkiler barındırmaktadır. 15 Temmuz Darbe Girişimi’nin gösterdiği gibi rejim dengeleri stabil değildir ve Amerikan baskılanması içerde çelişki ve hassasiyetleri sürekli beslemektedir. Erdoğan’ın çıkış arayışı olan “Avrupa kapısı” ise AB ve ABD emperyalistlerinin çelişkilerinden dolayı bloke olurken, Rusya hamleleri ise ABD ile olan bağımlılık koşullarının düzenlenmesi amacıyla ortaya konan çabalardan öte birşey değildir. Efrin işgali Türk rejiminin hanesine “başarı” olarak yazılırken, bölgedeki gelişmelerin alacağı yön düşünüldüğünde, siyasi ve askeri olarak kolay yönetilebilir bir durum değildir. Bu başarı, yeni baskılanmalar yaratabilir ve yeni maceralara sürükleyebilir.

Yunan tarafı açısından ise, sınırlı-bahşedilmiş gücü ile arzularının ABD-AB çelişkileri arasında sıkıştığı durumdan çıkış aramakta, bunu da Amerika-NATO’nun jeo-stratejik hizmet rolünü üstlenerek yapmaya çalışmaktadır. Yunan tarafı da, çelişkiler ve problemler sarmalında bulunan aslı rakibi Türkiye’ye karşı avantajlı olduğunu, Rusya’ya karşı ABD’nin elinde kullanım değerinin arttığını değerlendirerek dengeleri yeniden düzenleme fırsatının olduğunu düşünmektedir. Bunun için,  Rusya’nın jeopolitik, enerji, askeri bakımından Balkan yarımadasının dışında tutulmasını amaçlayan çok aşamalı ABD girişim ve müdahalelerine hizmet etmek için Balkanlara el atmaktadır. Bundandır ki, bir gecede, mülteciler bahanesiyle ama asıl olan Rusya’nın Akdeniz’e giden yolunun kontrol edilmesi için NATO güçlerinin Ege denizinde konuşlandırılmasına karar verildi. Bunun için yıllardır İsrail, Mısır ve şimdi de S. Arabistan ile siyasal akslar oluşturulmuştur. Amerika tarafından Türkiye’nin hizaya gelmesi ve beklentileri karşılaması için oluşturulan bu ittifaklar, Yunan hükümeti tarafından Türkiye’ye karşı daha da geliştirilmiş ve olası bir sıcak çatışma durumunda bunlardan destek alınması öngörülmektedir. SYRIZA-ANEL hükümetleri, ABD’nin siyasi ve askeri egemenliğinin ülke içinde güçlendirilmesi ve de bölgede ki siyasal-diplomatik hamleler ile ülkemizi bölge halklarının düşmanı ve ABD-NATO savaş planlarının uygulayıcısı konumuna getirmiştir. Halklar açısından tehlikeli ve tarih karşıtı arzularda özgün bir rol oynayan AÖZ (Münhasır Ekonomik Bölge) bölgelerinin açıklanması ile, Yunan tarafı Türkiye’yi saf dışı bırakmayı, egemenlik alanını Arnavutluk ile ters düşerek Adriyatik Denizi’nde genişletmeyi ve tabii ki Ege’den G.Doğu Akdeniz’e kadar alanda etkin olmayı amaçlamaktadır. AÖZ bölgeleri, emperyalistlerin elinde uluslararası şirketlerin bölgede ki enerji kaynaklarını yağmalamalarının aracı durumundadır. Ancak burada asıl olan, emperyalistlerin kendi arzuları doğrultusunda (ABD’nin Yunanistan’ın ittifakları ile) yerli ittifaklarını biçimlendirip, bölge ülkeleri üzerinde ki egemenliklerinde belirleyici olma çabalarıdır.

Kıbrıs tüm bu gelişmelerin tam ortasında yer almaktadır. Kıbrıs halkı (Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar), işgal ve bölünmüşlük koşullarında, İngiliz, Amerikan, Avrupa ve Rus emperyalistlerinin dayatma ve müdahaleleri altında yaşamakta, batılı emperyalistlerin savaş planları kapsamında adayı batmaz bir savaş gemisine dönüştürme arzuları daha da yoğunlaşmaktadır. Bir yanda Türk işgalini kullanırken diğer yandan ise Yunanistan’ın rol oynama arzularını kullanarak, acılı ada halkına yeni “Annan Planları” dayatılıp Güney’den enerji hatlarının düzenlenmesiyle Rusya’nın Avrupa’yı besleyen tek güç olmaktan çıkarılması amaçlanmaktadır.

Bu, son dönemlerde Meriç’te, Ege’de ve Kıbrıs bölgesinde meydana gelen gerilimler bu gerici çerçeveyi yaratmaktadır. Bu durum Amerikan emperyalizminin bütün bölgedeki saldırganlığı ile beslenirken, iki ülkenin uşak burjuva sınıfları tarafından da milliyetçi söylemler ile körüklenerek, haksız savaş tehdidi güçlendirilmektedir. Tehdit hali hazırda iki ülke işçilerinin ve emekçi halk kitlelerinin mücadelesine ve haklarına karşı kullanılmaktadır. Mevcut şartlarda ki bir savaş, D. Akdeniz’den Balkanlar’a kadar sıçrayan bir ateşe dönüşebilir.

HALKLARIMIZI AYIRAN HİÇBİR ŞEY YOKTUR!

Halkların, burjuva sınıfların arkasından sürüklenmesi kendi çıkarları bakımından açıkça çıkmaz ve tehlikelidir. İster bu koşullarda isterse de farklı koşullarda, Amerikan-NATO planlarının burjuva sınıflardan her hangi birini desteklemesi halk kitlelerinin çıkarına değildir. Halklarımız, burjuva sınıfların kuyruğuna takılması ve emperyalizme boyun eğmesi durumunda, emperyalist ve gerici savaş politikalarının bedelini kanlarıyla ödeme durumuyla karşı karşıya kalacaklardır.

HALKLARIMIZI BİRLEŞTİREN KENDİ ORTAK GELECEK MÜCADELESİDİR!

Çünkü halklarımızın gönüllerinde, “kayıp imparatorlukların” ve “tarihsel toprakların” milliyetçi fikirleri bulunmamaktadır. Gönüllerinde olan, iş-ekmek-özgürlük-bağımsızlık için mücadele azmidir. Halklarımızın vizyonu, devrim, sosyalizm perspektifi, emelleri ise bütün bölge halklarıyla barış, dostluk ve dayanışmadır. Bundan dolayı bugün, Ege’nin her iki yakasında da savaş karşıtı kitlesel bir hareketin ayağa doğrulması için verilecek mücadele zorunlu ve elzemdir. Emperyalistlerin planlarına set olabilecek ve halklarımızın gerçek düşmanlarıyla hesaplaşacakları yolu açacak budur.

 

– SAVAŞA HAYIR, HALKLARIMIZ BOMBALARIN KURBANI OLMAYACAK!

– YAŞASIN KARDEŞLİK, DAYANIŞMA, BÖLGE HALKLARININ VE ULUSLARININ ANTİ-EMPERYALİST ORTAK MÜCADELESİ !

– KAHROLSUN FAŞİZM VE MİLLİYETÇİLİK!

– SAVAŞLARIN YARATICILARI EMPERYALİSTLERDİR!

– ABD-AB-RUS EMPERYALİSTLERİ BÖLGEDEN DEFOLUN!

– ABD-NATO-ÜSLERİ, YUNANİSTAN’DAN, TÜRKİYE’DEN, KIBRIS’TAN DEFOLUN!

– 6. FİLO AKDENİZ’DEN DEFOL!

– KAHROLSUN SÖMÜRÜ VE YOKSULLUK POLİTİKALARI!

– SAVAŞ BÜTÇELERİNİ DURDURALIM, KİTLELERİN ALINTERİ, EGEMENLERİN KIYIMLARININ SİLAHI OLMASIN!

– KAHROLSUN EMPERYALİZME BAĞIMLILIK SİYASETİ!

– BARIŞ VE BAĞIMSIZLIK İÇİN DAYANIŞMA VE EMPERYALİZM KARŞITI ORTAK MÜCADELEYE!

 

YKP(m-l)     YUNANİSTAN KOMÜNİST PARTİSİ (MARKSİST-LENİNİST) 

TKP/ML     TÜRKİYE KOMÜNİST PARTİSİ/MARKSİST LENİNİST

Nisan 2018