Anasayfa / Türkçe / SUNU : PARTİNİN VE DEVRİMİN SESİ!

SUNU : PARTİNİN VE DEVRİMİN SESİ!

PARTİNİN VE DEVRİMİN SESİ!

Günümüz koşullarında, içinden geçtiğimiz bu özgün süreçte, Partinin sesini en özgür biçimde ifade edebilmesi, dolaysız şekilde Partinin sesinin haykırılması için bundan sonra sizlerleyiz.

Kaypakkaya’nın ardılları olarak bugün ki süreçte tarihsel misyonumuza sahip çıkararak, görev ve sorumluluklarımızı, hedef ve yönelimlerimizi, teori ve politikamızı daha etkin ve yaygın şekilde anlatabilmek için bu siteyi kurmuş bulunuyoruz. Tarihsel ZOR’un kavranması, zorun bilince çıkarılması ve iktidar perspektifi kuşanarak bu yola çıkıyoruz. Kendi gerçekliğimizi inkar etmeden, o gerçekliği kavrayarak ama aynı zamanda gücümüzü kapasitemizi küçümsemeden yola çıkıyoruz; çünkü haklılığımızı ve meşruluğumuzu haykırmak için yola çıkıyoruz; tüm geriliklerimize isyan bayrağımızı açarak yola çıkıyoruz; yola çıkıyoruz parti bilincini kuşanarak. Partinin irade ve eylem birliğini yerle yeksan edenlere karşı haykırmak için yola çıkıyoruz. Partinin gerçekliğini kavrayarak yola çıkıyoruz. Yola çıkıyoruz sesimiz kısılmaya çalışıldığı için, yola çıkıyoruz partinin teslim edilen olanakları partimize karşı doğrultulur hale geldiği için. Yola çıkıyoruz yaşadığımız coğrafyada yaşananlara ses olmak, Türkiye ve Türkiye Kürdistanı proletaryası ve çeşitli milliyetlerden ezilen azametli halk kesimleri için. Yola çıkıyoruz faşizmin askeri saldırganlıkla, OHAL ile, en ağır baskı yöntemleriyle, tüm demokratik-legal olanakların tasfiyesi ile oluşan kıstırma, berhava etme ve sindirmesine karşı. Yola çıkıyoruz içinden geçtiğimiz sürecin bir dönemi kapsamadığını faşist diktatörlüğün baskı ve sindirme politikasını daha fazla tırmandıracağını bildiğimiz için. Yola çıkıyoruz çünkü Partinin en özgür şekilde kendisini kitlelere anlatması bugün için daha büyük bir zorunluluk haline geldiği için. Yola çıkıyoruz dünyanın neresinde olursa olsun bilgimiz çapımız kapasitemiz yettiği oranda dünya komünist ve devrimci hareketine hizmet etmek için enternasyonal proletaryanın Türkiye’deki sesini haykırmak için.

MLM teorinin Türkiye-Türkiye Kürdistanı topraklarındaki kuramcısı İbrahim Kaypakkaya’nın yöntem ve öğretilerine, programatik görüşlerine sıkı sıkıya bağlı bir yaklaşımla karşınızdayız. Kaypakkaya’nın görüşleri ve teorik yaklaşımı hiç olmadığı kadar büyük bir ideolojik saldırı altındadır. 45 Yıllık süreçte devrimi örgütlemede ki başarısızlık partinin teorik-ideolojik şekillenişine yönelik güvensizlik ve ideolojik bir saldırıya dönüştürülmeye çalışılmaktadır. Biz teori ve pratiğin karşılıklı bir birini sınıf mücadelesi arenasında test ederek ve besleyerek, yeniden üreterek geliştiğini biliyoruz. Belli dönemler de karıştırılan bir kavramdan yola çıktığımızda; teoride MLM, pratikte sağ oportünist ya da “sol oportünist” belirlemenin yapıldığı bilinir. Bu tanım diyalektik ve tarihsel materyalizme ve çelişki yasasına belli noktalarda aykırılık anlamına gelir. Teoride doğru olmak pratikte doğru politik tutum almayı, sürecin gelişmelerini esasta doğru okumayı, sürece uyumlu bir konumlanış almayı beraberinde getirir. Bu ikisi bir birini yadsımadan bir birini koşullayan yaklaşımlardır. Birisi doğru olup diğeri yanlış olmaz. Ancak doğru MLM teori bizi hızla başarıyla yani devrimi örgütlemeye de götürmez. Devrim öznel gücün değil nesnel koşulların uygunluğu ile kendini gerçekleştirme olanağı bulur. Sadece sorunu öznel güçte aramak hatalı olacağı gibi, nesnel koşullara uyumlu onu kavramış bir KP söz konusu olmazsa devrimin olanakları ve zafere ilerleyiş hiçte kolay değildir. Yani devrimci başarı devrimci duruma ve örgütlenmiş devrimci hareketin kumandasına sıkı sıkı bağlıdır. Devrimci teoriyle pratik noktasında, pratiğe ağırlık vermemiz devrimci bilgiyi teoriyi küçümsediğimiz anlamına gelmez.

Devrimci teori olmadan devrimci pratik olmaz.

Bu tanıma bakış açımız, günümüz koşullarında Lenin yoldaşın tanımından bağımsız değildir. Marksist teorinin ters yüz edilmesi, revizyonist anti-marksist düşüncelerin tartışılmaya başlandığı bir süreçte devrimci teorinin tekrardan Marksist temelde savunulması için ele alınmıştır.

Devrimci teorinin gelişme koşullarından en önemlisi ise sınıf mücadelesinin, toplumsal mücadelenin gelişkinliği ve çelişkilerin keskinleşmiş ve ciddi bir harekete dönüşmüş koşullarıyla da ilintilidir. İşte içinden geçtiğimiz periyot sosyal, sınıfsal, ulusal temelde çelişkilerin olabildiğince yoğunlaştığı bir dönemdir. Bu dönem Emperyalist-kapitalist sistemin ve onun dünyayı sarmalamış her bir halkasının aşırı üretime bağlanmış ve Pazar alanının buna yetmediği bir ekonomik kriz ve onun yoğunlaşmış hali olan politik kriz ve onun da yoğunlaşmış hali olan bölgesel ölçekte kendini gösteren savaş hali söz konusudur. Bu durum emperyalist güçler arasındaki çelişkileri büyüttüğü gibi, yarı-sömürge ülkelerle emperyalistler arasındaki çelişkileri de büyütmektedir. Ancak hepsinden daha önemlisi ezilen halklar ve uluslar ile Emperyalist gericilik ve onların yerel egemen uşakları arasındaki çelişkileri devrim lehine geliştirmektedir.

Türkiye denen çoğrafya da işçi sınıfı ve ezilen halkımıza yönelik baskı, sindirme ve örgütsüzleştirerek teslim alma politikası bu süreçte dozunu arttırmıştır. Kürt ulusunun özgürlük mücadelesi, demokratik hak ve temel haklarına yönelik savaşımı daha keskin bir yöntemle bastırılmaya çalışılmaktadır. Kürt ulusu adeta top yekün bir savaş politikasıyla bastırılmaya çalışılıyor. Faşist Türk devleti artık sınır tanımaksızın nerde bir Kürt kazanımı varsa orda bir düşmanlaşma ve askeri saldırganlık yönelimi belirliyor. Türk ulusu Kürt düşmanlığına dayalı bir zehirli şovenizmle uyuşturulmaya etkisizleştirilmeye çalışılıyor.

Ortadoğu tam bir kaos ve karmaşa ortamında ezilenler için belirsizliğe doğru sürükleniyor. Ezilen halkların ve ulusların elinde kendisini kurtaracak ideolojik-politik çizgi adeta alınmış. Emperyalist güçler, yerli egemen sınıflar ve onların bağrından beslenen Faşist karakterli örgütlenmeler ezilen halkları ve ulusları ideolojik-örgütsel ve politik olarak kuşatmış durumda. İleri, demokratik olan her yapılanmaya büyük bir öfke ve kin ile saldırılmaktadır. Bugün ele avuca gelebilen demokratik-ilerici olan Kürt ulusal hareketinin Rojava kazanımları bu akbabaların askeri, siyasi ve ideolojik ablukasındadır. Ezilenlerin kendi kurtuluş çizgisine en yakın, onunla en güçlü müttefik olan Rojava ve Kürt ulusal mücadelesidir. Ortadoğu’da bunun dışında gericiliğin bir biriyle, ezilenleri zapt etme, haksız savaşlarında egemen olma mücadelesi söz konusudur.

Ancak bu savaş iklimidir ki ezilen halklara ve uluslara kendi gerçek kurtuluşunu gösterecek, haklı ve meşru savaş çizgisini destekleyecek olanaklar sunar. Canı her durumda alınan, kanı her durumda akıtılan ve kendi çıkarı için olmayan savaşa karşı kendi haklı savaşına bu canı verecek ve kanı akıtacak kavrayış ve bilinç gelişir. Şimdi işçi sınıfının birleştirici, sınıfa karşı sınıf kinini kuşanmış ideolojik çizgisine her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır. Kendi bağımsız çizgisini ve yönelimini oluşturmuş, müttefik güçlerini doğru belirlemiş ve doğru bir ilişkilenme içine girmiş, siyasi çizgisini hayatın gerçeğine tam uyumlu hale getirmiş, davasına adadığı kadro şekillenişini yaratmış bir Komünist öncüye ve net yönelime her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır.

Yola çıkarken elimizde bunu sağlayacak MLM ideoloji ve teori, Kaypakkaya gibi yöntem ve metotda gerçeği açığa çıkarmış bir öndere ve hiç kuşkusuz yaratıcı bir şekilde uygulanmayı bekleyen programatik görüşlere sahibiz. Bunları kuşanarak yolumuzu açacağız, ilerleyeceğiz ve hiç kuşkusuz kat edeceğiz. Yayınımızın bu noktada rolünü oynaması için kadroların, militanların, taraftarların ve tüm gönlü yüreği partiyle atan Kaypakkaya çizgisi ile şekillenenlerin katkısı sağlayacaktır. Görev ve sorumluluğun küçüğü büyüğü yoktur. Sınıf mücadelesi binlerce küçük akıntıdan oluşan bir çeşitlilik ve zenginlik içindedir. Ve parti bu oluşmuş, yaşanan akıntılara hakim olmak ve onları birleştirerek bir büyük nehir oluşturmakla görevlidir. Yayınımız da, bunun sağlanması için sadece bir araçtır. Politikayı taşıyan, olanı yansıtan, biçim veren, küçük nehirleri görünür kılan ve hepsini bir yönelime sokan araçlardan biridir. Bu yola çıkma hali bize güç vermeli, önümüzü görmemizi sağlamalıdır.

Yola çıkıyoruz çünkü dünyayı temellerinden sarsacak bir davanın sahibiyiz. Ve yola çıkarken savaşa göre şekillenmiş bir Komünist partiye, düzen sınırlarını parçalamış bir çalışma tarzına, düşmanına kendini kapatmış bir örgüte ve kitleleri tek bir yöne seferber etmeyi başaran devrimci politikanın sağlanmasında sunulacak bir katkı olmayı umuyoruz.