Anasayfa / Türkçe / PARTİZAN: NEWROZ COŞKUSUYLA GÜNE SARILALIM, KAWA’NIN VARYOSUNU EGEMENLERİN BEYNİNDE PATLATALIM!

PARTİZAN: NEWROZ COŞKUSUYLA GÜNE SARILALIM, KAWA’NIN VARYOSUNU EGEMENLERİN BEYNİNDE PATLATALIM!

NEWROZ COŞKUSUYLA GÜNE SARILALIM,

KAWA’NIN VARYOSUNU EGEMENLERİN BEYNİNDE PATLATALIM!

Tarihin motoru,değiştirici gücü daima ezilenler olmuştur. Onların bu özelliği içinde bulundukları ezilme koşullarının eseridir. Ezilenler bu koşullara,koşulları belirleyen güç ve sembollere saldırırlar. Dağlara yönelişler, isyana kalkışmalar, saraylar yıkmalar, kendilerini çevreleyen koşullara, kendilerine reva görülen hayatlara birer itirazdır. Ezilenlerin reddiyesi, geliştirdikleri itiraz dili genellikle koşulların içerdiği gerçekle uyumludur. Ağır baskı, sömürü ve zulüm kahredici bir öfke ve baştan ayağı yıkıcı kesilmeyi gerektirir.

 

Ezenlerin koşum saltanatı, şaşalı yaşamları,yıldızlı hayatlarıyla değil, tarih ezilenlerin bu tabloya başkaldırılarıyla ilerler. Kilometre taşlarında görkemli yengi ve yenilgileriyle başkaldıranların,ayaklanmaların isimlerini görürüz. Kendi halkının yanı sıra diğer halkları da sömürmek, zenginliklerini yağmalamak için fethe çıkan her fetihci sultan bunu, kendi sonunu getirecek imkanları eke eke yapmış olur. Dört kıtaya hükmeden Roma İmparatorluğu başlarında Spartaküs’ün bulunduğu köle ayaklanmalarıyla sarsılmış, çatlamıştı. Baba İshak ayaklanması Anadolu Selçuklu Devleti’nin sonunu getirmişti. Demirci Kawa önderliğinde isyana tutuşan kürtler ise Dehak’ın ve saltanat kurduğu Ninova’nın varlığına son vermişti.

Geçmişten günümüze ezilen halkların tüm tarihsel eylemleri kendilerini kuşatan kölelik koşullarına ve bu koşulları oluşturan güçlere yöneliktir. Kendini yaratan koşulları hedeflemesi,ortadan kaldırmaya dönük olması nedeniyle ezilenlerin eylemlerinde hem bir süreklilik hem de bir benzerlik olur. Binlerce yıl önce gerçekleşmiş olmasına rağmen, tüm tarihi başkaldırılar gibi Newroz’un bugün güncel olması, güncelde yaşaması bundandır.

Newroz, kürtlerin Demirci Kawa şahsında köleleştirmeye karşı göğü fethetme eyleminin özetidir. Kölelik koşulları yılgınlık, kabulleniş, çaresizlik gibi sonuçlar da üretir. Ama daima hem kölelik ve kültürel kimliksizleştirme koşullarına ve hem de ürettiği sonuçlara karşı olumsuzlama ve başkaldırı da gelişir. Parçalanmış Kürdistan’ın yalnızca yüzyıllık tarihi dahi kölelik-özgürlük karşıtlığı içerisinde isyanlar ve katliamlar olarak geçmiştir. Bir halk boyunduruk altına alındığı, boyunduruk koşullarını sürdürüldükçe kılıçtan geçirilselerde, binlercesi kırılsa da isyanları durmayacak,özgürlük için, özgürlük aşkına isyan edenler çıkacaktır.

 

Ararat muhasara altında tutulup, isyancılar katledildiğinde Türk hakim sınıfları ”Hayali Kürdistan burada gömülüdür” demişti. Kendi kaderini eline almak, boyunduruğu kırıp atmak geliştirilen savaş bastırıldı diye yok olamazdı. Faşizmin anlamadığı, ya da anlamazlıktan geldiği buydu. Faşizm Ağrı İsyanı’nı bastırıdığı için Kürt ulusunun ve onun isyan damarının öldüğünü sanmıştı. Oysa eni sonu bir Kawa çıkar ve suskunluk içerisindeki halktan güçlü bir nara patlardı. Nitekim teslimiyet ihanete evrilmesin ve direniş büyüsün diye bir Newroz günü Mazlum Doğan’ın gerçekleştirdiği feda eylemi; 15 Ağustos 1984’de sıkılan ilk kurşun Kawa’ca bir çıkıştı. Geçen zaman Kawa’nın yaşadığına,tutuşturduğu isyan ateşinin yanıp durduğuna tanıktır.

 

Her Newroz dönemin özelliğini taşır. İl-İlçe-Köy düzeyinde yerleşim yerleri bombalanmış, yüzbinlerce Kürdün evleri yerle bir edilmiş, çocuk, sivil, savaşçı yüzlerce insan katledilmiş, seçilmiş vekiller, belediye eş başkanları, meclis üyeleri ve her düzeyde parti aktivisti binlerce insan tutuklanmış ve ilaveten ”diz çöktürme” gibi bir politika uygulamaya konmuş, ellerinde çok gelişmiş bir teknoloji olduğu, kır ve şehirlerdeki gerilla gücünün Mart-Nisan aylarında yok edileceği propagandası altında 2017 Newroz’una giriyoruz. Faşist Türk hakim sınıfları ve onların sözcüleri, 2015 Temmuz’undan itibaren uygulamaya başladıkları politikaları boyutlandırarak devam ettireceklerini ilan etmişken, çeşitli milliyetlerden Türkiye halkına daha büyük bir kararlılık, direnç ve coşkulu bir direniş dışında seçenek kalmadığı açıktır.

Kitlelerin direnme ve savaşma güç ve kararlılığı onların örgütlülük düzeyiyle doğrudan alakalıdır. Faşist devlet tamda bundan dolayı öncelikle kitlelerin örgütlenmesine,onların örgütlü gücüne saldırıyor.”Diz çöktürme” hedefi kitleler içerisindeki örgütlemenin tasfiye edilmesidir. Özelde Kürt ulusal özgürlük hareketini ve kürt halkını hedefleyen 2015 Temmuz’undan bu yana yaşama geçirilmiş konsept esasında direnme odaklı Kürt ulusal bilincinin ve örgütlenmesinin yok edilmesi, ”kendiliğinden bir halk” gerçekliğinin oluşturulmasıdır. Son otuz yılı büyük acılarla geçmiş, büyük ve ağır bedeller ödemiş bir halk gerçekliği söz konusu olunca bu halkın kendi mevzilerinin kazanımlarının üzerinde titreyeceği; bırakalım diz çökmeyi, gerilemeyeceği bilinir. Şüphesiz kendi örgütlenmesi ve örgütlülüğün korunması için de sergileyeceği hassasiyet aynı olacaktır.

Faşist TC devletinin içerde ve dışarda öncelikli olarak Kürt ulusal özgürlük güçlerine ve kazanımlarına yöneldiği bir gerçektir. Faşist Türk devleti toplam bir Kürt düşmanlığı yerine direnen, savaşan, teslim olmayan kürt düşmanlığı gütmektedir. Irak Kürdistan’ı ( Kürdistan Bölgesel Yönetimi) ve Barzani’nin KDP ilişkisi TC’nin işbirlikçi kürtle nasıl bir hevesle dost olduğunu anlatır. Faşist devlet ulusal demokratik çizgide, ezilen ulusun çıkarları yönünde savaşan; çeşitli ulus ve inanç kesimleri arasında düşmanlık değil, kardeşlik, dostluk temelinde ilişkiler hedefleyen ve oluşturan kürde düşmandır. Türkiye Kürdistan’ında PKK, Suriye Kürdistan’ında PYD, İran Kürdistan’ında KCK yapısına,bu yapının harekete geçirdiği kitlelere düşmandır.Suriye’de ki Kürt ulusal hareketini onların birleşik ve demokratik Rojava mücadelesini ”kırmızı çizgi” sayması, öncelikli hedef olarak tanımlayıp askeri, siyasi, diplomatik gibi tüm sahalarda Rojava’ya, Rojava iradesinin cisimleştiği PYD-YPG ve YPJ, kantonlara yönelmesi bundandır. Faşist Türk hakim sınıfları Suriye Kürdistan’ındaki Kürt ulusal hareketini yani PYD’yi ”Demokratik Rojava” programı nedeniyle hedefliyor. Oluşacak demokratik özerk yapıya kendi faşist ideolojisi, faşist devlet yapısı nedeniyle tehdit ve tehlike olarak görüyor. ”Bekaa sorunu”, ”Üniter devlet sorunu”, ” T.C devletinin geleceği sorunu” gibi kavramlarla ifade edilmesi duruma vehamet kazandırmak veya abartılı durum tespiti için yapılmıyor. Bu tarz bir algılayışta faşizmin ne denli çürük ve kof olduğu açığa çıkıyor. Demokrasi,demokratikleşme faşizmle örtüşmez ya da tersten söylersek demokratlikleşme koşullarında faşizmin hükmü olmaz. Suriye Kürdistan’ı/Rojava’daki kazanımları demokratik Rojava’yı öncelikli düşman görmesi TC’nin bir ontolojik refleks örneğidir.

Faşist TC’nin el attığı bütün alanlarda direnmek, mevzileri koruma yönlü konumlanmak teslim etmemek elbette bir gerekliliktir. Kararlı ve etkin direniş, savaş koşulllarında faşizmin gerilemesi, etki gücünü yitirmesi gerçekliğinin gereğidir. Kendi varlık sorunu gerekçesiyle İŞİD’i Ahrar-u Şam’ı, El-Nusra’yı yetmeyince besleme ÖSO’yla birlikte ordusunu Rojava’ya süren TC umduğunu bulamadığı gibi sahada rezil-rüsva olmuştur. Suriye özelde de Rojava sorunundan geliştirdiği siyaset iflasla-yenilgiyle sonuçlanmış bir TC mevcuttur. Bu sonuca kendiliğinden değil, PYD’nin etkili askeri ve siyasi müdahaleleriyle ulaşıldığını bilhassa vurgulamalıyız.

Faşist TC devleti dışarda olduğu gibi içerde de kaybedecektir. Gerillayı bitirmek üzere baharı dört gözle bekliyor gibi görünmesine aldanmayalım. Esasında o bahar korkusunu, gerillanın baharla birlikte yatağından taşan sel gibi yönelecek olmasına duyduğu korkuyu yanısıtıyor. Tıpkı dağlar gibi fabrikalar, okullar, mahalleler, meydanlar, faşist diktatörlük için gerçek birer korku kaynağı olmalıdır. Bu en başta Komünistlerin,Devrimci-Demokrat ve Yurtsever güçlerin sorumluluğunda olan bir meseledir. Kitlelere doğru akmak, faşizmin karşısında yıkılmaz birer kale olmaları için örgütlenmek başat görevimizdir.

Tayyip-Akp iktidarı kitlelerin önemli bir kesiminin öfkesini,nefretini üzerine çekmiş durumdadır. Faşist Tayyip-Akp saldırganlıkta pervasızlaştıkca kitlelerden gelen öfke ve kin de büyüyor. Türkiye’nin mevcut gidişatı yani ekonomik ve siyasi tıkanmışlığı, derinleşen yönetememe sorunu Tayyip-Akp’nin yedeklediği kitleler içerisinde kopuşları,çözülmeleri koşullar niteliktedir. Bugün stratejide olduğu gibi taktikte de izlememiz gereken politika kitleleri hakim sınıf kliklerinin politik çekim alanının dışına çıkarmak, hakim sınıf blokunun karşısına dikmektir.” Kendini iyi hissetme” gibi nedenlere dayalı siyaset teorisinin ne derece ayakları havada ve naif kaldığı Haziran 2015 genel seçiminin hemen sonrası anlaşılmış olmalıydı. Fakat bugün referandum için kitlelerin sandığa çağırılması ”Hayır’ın” kazanmasıyla oluşacak ”kendini iyi hissetme” halinin politik mücadeleye tahvil edileceği söylemi aynı ayakları havada naif anlayışın korunduğunu gösteriyor. ”Hiçbir şey öğrenmediler,asla vazgeçmediler” demişti Lenin bu türden yaklaşım tarzına.

Ezilen sınıflar, ezilen ulus,cins ve inanç kesimleriyle ezenler arasındaki mücadelenin keskin biçimde yaşandığı bir sürecin içindeyiz. Faşizm olanca saldırganlığıyla kitlelere saldırıyor bu bir gerçek. Lakin bu yoğun ve yaygın saldırılara rağmen kitlelerin direniyor olması da bir gerçek. Kararlı ve süreklileşmiş bir mücadele karşısında faşizm uzun ömürlü olmayacaktır. Direniş ve mücadele ateşlerini büyütmek ve yaygınlaştırmak için yekinelim. Kawa’nın direnişçi ve savaşçı ruhu ulusal ve sosyal kurtuluş gerillalarında Aliboğazı şehitlerinde teslim olmamakta kararlı halk kitlelerinde yaşıyor. Newroz ateşinden kopan parçaları yayalım, büyütelim.

YAŞASIN NEWROZ-NEWROZ PİROZ BE !

ZULMÜN SALTANATI KAWA’NIN VARYOSU İNİNCEYE KADARDIR.

PARTİZAN

Mart 2017