Anasayfa / Türkçe / ÖLÜ DİRİLİR AMA P/C’NİN SOSYAL ŞOVENİZMİ ÖLMEZ!

ÖLÜ DİRİLİR AMA P/C’NİN SOSYAL ŞOVENİZMİ ÖLMEZ!

Bağımsızlık Demokrasi Sosyalizm için YÜRÜYÜŞ dergisinin 16 Ekim 2016 Tarihli 543. Sayısında ‘TKP/ML, HBDH’DEN AYRILDI İKTİDAR HEDEFİ OLMAYANLAR, DEVRİMCİ BİRLİKLER KURAMAZ’ başlıklı yazısında bir P/C klasiği ile karşımıza çıkmıştır. P/C’nin klasiklerinden birisi ‘gerçekle ilgilenmemektir’, bir başkası ‘sosyal şovenizmdir’, bir diğeri ‘kendine olan sevdasıdır’ ve elbette tabi ki ‘kargadan başka kuş tanımayan’ nobranlığıdır. Bir yazı ve eleştiri içine küçük burjuvaziye has tüm bu tutumları sindirmeyi ve hepsini birlikte var etmeyi yine başarmıştır.

Öncelikle P/C, TKP/ML’nin HBDH içinde yer alınmasını ve sonrasından ayrılmasını bir ‘ciddiyetsizlik’ olarak değerlendirerek işe koyulmuştur. Beş tane soru soruyor. ‘ 3 ay boyunca süren görüşmeler hakkında temsilcinizden rapor almak aklınıza gelmedi mi? Temsilciniz partinin görüşlerinin temsil etmiyorsa neden gönderdiniz? Süreç partinizi kumandasında ilerlemediyse kimin kumandasında ilerlemiştir? 6 ay sonra mı aklınız başınıza geldi?’ gibi soruları sorduktan sonra  ‘Partinin kararı olmadan başka hangi kararlar alındı?’ diye bir ‘demogoji’ ustalarına rahmet okutacak ‘hayali soru’ sorup sonrada başlıyor kavgaya.
Ama ne kavga! Cezaevi Merkezi Platformundan çıkış kararına, Hasta Tutsaklara Özgürlük Platformuna, Ordan Devrimci 1 Mayıs Platformundan çekilme kararından ‘ilişkileri dondurma’ kararına kadar ne kadar eski defter varsa açıp ‘bunlarda mı partinin tam kumandasında olmadığı’ bir süreçte karar altına alındı diye soruyor.
Öncelikle P/C’ye eski defterleri açıp fırsat bulmuşken içini dökmenin pek hoş olmadığını hatırlatalım. Arkadaşlar eskiye rağbet olsa bit pazarına nur yağardı diye bir ata sözü var. Ama siz eski hesapları açmaktan çok büyük haz alıp, yeni bir gelişmeyi ve üstelik eski meselelerle hiç alakası olmayan meselelere bağlayarak keyifle ‘ZAFER’ halayı çekmeyi pek seviyorsunuz. Gülünç olduğunuz kadar, demogogsunuz. Bu halinizle sizin deyiminizle ‘sol cenahta’ soytarılıkla politik rant devşiren palyaço rolünü üstlenen bir durumdasınız.
Öncelikle bahsettiğiniz oluşum, platformlar ve alınan kararlardan hiç birinde HBDH meselesi gibi bir açıklama yapılmadığını hatırlatmak isteriz. Şimdi hiçbir benzerlik ve uzaktan yakından bir anımsatma olmayan kararlarla HBDH meselesinde ki çelişkilerle nasıl bir ilişki kurduğunuzu biz anlamakta zorlanıyoruz. Zaten sizin düşünce sistematiğinizi, dünyaya bakış açınızı, sorunlar arasındaki diyalektik ilişkiyi kurma biçimini ve polemik tarzınızı bizim anlamamız mümkün değildir. Sizin durumunuza uyan bir ata sözü biliyoruz: Dam üstünde saksağan vur beline kazmayı.
Siz geçmişte işinize gelmeyen ne kadar kararımız varsa ‘şimdi fırsatı, şu kararları da itibarsızlaştıralım’ diyerek ucuz bir demagoji yapıyorsunuz. Sizin polemikleriniz de bırakalım bilimsel düşünme yöntemini ‘aristo mantığını’ dahi bulabilmek mümkün değildir. Olaylar arasında bağlantı kurma derdiniz genelde polemiklerinizde hiç olmuyor. Ama bazen de bu noktada kendinizi aşıyorsunuz. ‘P/C mantığı’ diye literatüre yeni kavramlar eklemeyi başardınız. Biz size bu noktada en fazla ‘P/C mantığını bile aştınız’ diyebiliyoruz. Evet kendinizi aşıyorsunuz. Özellikle HBDH’den ayrılma meselesi ile geçmişte alınan kararlar (dikkat hiç birinde geri adım atılmamıştır) arasında kurduğunuz ilişki iç dökme, alınmış kararları itibarsızlaştırma çabasından başka bir şeye tekabül etmiyor. İç dökmek psikolojik bir tedavi yöntemidir. Sanırız sizin ‘politik çizginizin ve küçük burjuva sınıf tutumunuzun’ ciddi bir psikolojik tedaviye ihtiyacı var. Bu vesileyle bu tedavinizin bir seansını gerçekleştirdiyseniz sadece “size ne mutlu” diye biliriz!
Krizi Eleştiri İçin Fırsata Çevirme Aymazlığı!
Ama gelelim HBDH meselesinde içine düştüğümüz duruma dair eleştirilerinize. Aslında HBDH’den çıkıldığına dair yapılan açıklamada sorularınıza sizin de anlayacağınız şekilde yanıtlar verilmiştir. Ancak siz verilen cevaplarla değil kendi sorularınızın içine gizlediğiniz cevaplarla meşgul olduğunuz için belli ki fark edememişiniz. Arkadaşlar ‘koşullardan kaynaklı partimiz bir bütün bilgilendirilememiş’ denmiş açıklamada. Bunun sizin tarafınızdan anlaşılmayan kısmı nedir? Sanırız ‘koşulların ne olduğunun bilgisine sahip olmamanızdır’. Peki bizim sorunumuz olan bu öznel ve nesnel koşulları sizle ya da kamuoyu ile paylaşmak zorunda mıyız biz? Sizi ikna edici şekilde tüm detayları aktarma zorunluluğu mu var. Üstelik illegal koşullarda mücadele yürüten, kendi iç sorunlarında örgüt disiplin ve kültürünün mutlak bağlayıcılığı olan bir partiden bahsediyoruz. Peki bu koşullarda bizden beklediğiniz nedir? Sorduğunuz soruların amacı nedir? ‘Koşullardan kaynaklı bilgilenemedik, kanallarımızı çalıştıramadık ve görüşmeleri yapan yoldaşımız kendi inisiyatifini kullanmıştır’ şeklinde ki bir açıklama neden size yeterli gelmiyor. Neden daha fazlasıyla ilgilenme ihtiyacı duyuyorsunuz. Siz devrimci örgütler arasındaki ilişkilerde verilen bilgilendirmenin her örgütün tasarrufu altında olduğunu bilmez misiniz? Biz kendi eksik ve yetersizliklerimiz ya da bugün açığa çıkmış haliyle örgüt içi sorunlarımızın yansıması olan gelişmeleri sizin istediğiniz düzeyde ve istediğiniz zamanda vermekle yükümlü müyüz?. Bu kültür acaba yeni inşa ettiğiniz bir şey mi? Evet bir kez daha soralım, siz kimsiniz hangi hakla bizim verdiğimiz bilginin ötesinde bir bilgi istiyorsunuz. Bunun yetmediği noktada ucuz, düşük ayar polemiklere kendinizi mahkum ederek bize saldırma ahlakını nerden alıyorsunuz. Karşınızda 45 yıldır mücadele yürüten, yüzlerce şehidi olan, devrimci bir programa sahip olan ve güvenilirliği ispatlanmış bir parti söz konusu. Onun paylaştığı bilgiyle yetinmek zorundasınız. O bilgiyi referans almak zorundasınız, doyurucu gelmediyse eğer açıklamalar aramızdaki dostluk ilişkisi temelinde en fazla bilgilenme talep edersiniz. Ama yapılmayacak tek şey var o da ‘ mal bulmuş mağribi gibi’ davranmamaktır. Biz söyleyelim Küçük burjuvazinin benmerkezci, intikamcı ve hırslı sınıfsal tutumundan besleniyorsunuz.
Ama zamanı ve yeri gelmişken bu sorunun nedenlerine dair daha açık bir izah verelim. Arkadaşlar sorun partimiz içinde yaşanan bir örgütsel krizin sonucudur. Bu örgütsel kriz, kimi organ ve yoldaşlarımız arasında ki bağ kopukluğunun, yetki sorununda yaşanan meselenin bir sonucudur. Partinin soruna 6 ay sonra açıklık getirmesi ve alınan kararı geri çekmesi ise sizin oldukça yabancı olduğunuz parti içi işleyişin, parti iradesine demokratik bir şekilde baş vurma zorunluluğunun bir sonucudur. Bu neviden kararlar partimizin içinden geçtiği sürecin özelliklerinden kaynaklı tüm Partiye açılması, tartışılması ve oylamaya tabi tutularak sonuç elde edilmesi gereken zorunlu bir yöntem ve hukuk işleyişindendir. Ki bir partinin, örgütün başına çok nadir gelecek oldukça özgün olan bir meseledir. Bir dizi sorunun çakışmasından ileri gelmiş ve üremiş bir sorundan bahsediyoruz.   Yedi aylık bir tartışmanın illegal savaşçı ve şehirden gerillaya, yurt dışından hapishanelere kadar örgütlü bir parti için ancak mümkün olacağını da tahmin etmeniz lazım. Kuşkusuz her örgütün gücü, olanakları ve yöntemi bu tartışmanın sonuçlanma hızını belirler. Ve evet bizim gücümüz, olanaklarımız ve izlediğimiz yöntemde sorunu 7 ay gibi bir sürede tartışıp sonuçlandırmamızı mümkün kıldı. Bu yüzden de bize hesap sorma hakkınız olduğunu düşünmüyorsunuzdur herhalde?
‘Solla ilişkilerde yarın size kim nasıl güvenecek?’ diye soruyorsunuz. Bu bizim sorunumuz değil, güvenmek isteyenin ya da artık güvenmeyecek olanın sorunu. Biz ciddiyetle yaklaşıp gerekli bilgilendirmeyi yaparız, 45 yıllık kanla-canla mücadele ile kesintisiz sürdürülmüş devrimci mücadelemizin bizim referansımız olduğunu bilerek her hareket bir değerlendirme yapmalıdır. Oldukça özgün bir sorundan kaynaklı oluşan tablo yüzünden bir güvensizlik geliştirme durumu varsa bu noktada bu tavrı geliştiren eleştirilmelidir. Sorunun oluşmasında, yeterli düzeyde hızlı hareket etme noktasındaki olanak eksikliğimizden kaynaklı sorunlarımızı ise çözmek bizim devrimci görevlerimizden birisidir. Ancak devrimi örgütleme ve kitlelere önderlik etme de genel olarak yaşadığımız sorunlardan bağımsız değildir bu durum. Fakat P/C buradan eleştirmemektedir, zira benzer eksiklikler tüm devrimci-yurtsever harekette vardır. P/C bir iç sorunun neden olduğu krizi fırsata dönüştürerek eleştirmektedir. Devrimciler esaslı ve geliştirici sorunlarla polemik yapmalı ve geliştirme ve ilerletme amacı taşımalıdır. Bu örnekte olduğu gibi zayıf düştüğün, zaaf ve kriz içinde olduğun durumda “tekme atmaya çalışmak” şeklinde bir polemik tarzından uzak durmalıdır. Ama P/C bu yöntemi çok sık kullanan bir siyasi-ideolojik şekilleneşe malesef gün be gün daha fazla savrulmaktadır.
Sosyal Şovenizmde Israr İlkede ve Devrimde Israr Değildir!
P/C mantığının HBDH üzerinde geliştirdiği politik eleştiriler ise onun kadim hastalığı olan SOSYAL-ŞOVENİZMDEN mustariptir. KÜRT GÖRDÜĞÜ YERDE EMPERYALİZMLE İŞBİRLİĞİ GÖREN bir yaklaşımdan P/C anlaşılıyor ki hiç kurtulamayacaktır. Yine Kürt Hareketi ile ortak hareket etmeyi içinden geçtiğimiz tarihsel koşulda nerdeyse “EN ZEHİRLİ VE PROBLEMLİ” tutum olarak da tanımlayacak noktaya gelmiştir. Kürt hareketiyle kurulan her ittifakta devrimci örgüt ve partileri “kuyrukçulukla” suçlamak ezber ettiği kavramlardan birisidir.
P/C Partinin gerekçelerden sadece biri olan HBDH’nin “cephe” örgütlenmesi niteliğine dair eleştirel tutumu ayrılma gerekçesini yeterli bulmuyor. Tam P/C’ye şenlik kıvamında bir gerekçeyle HBDH’ye yöneliyor. “Hayır; HBDH ne bir “cephe” örgütlenmesidir ne de çeşitli örgütlerin bir araya gelip oluşturdukları “eylem birliği”dir… HBDH, Kürt Milliyetçi Hareket’in çıkarları neyi gerektiriyorsa o temelde kullanılan bir araçtır. HBDH programında yazılanlar ne olursa olsun. Hangi büyük laflar edilirse edilsin… HBDH 9 örgütün bir araya gelip oluşturduğu bir Cephe örgütü ya da eylem birliği değildir. HBDH, Kürt milliyetçi hareketin oligarşiye karşı “Türkiye solundaki şu kadar örgütü ben yönlendiriyorum, benimle uzlaşmazsan, masaya oturmazsan Türkiye’nin dört bir yanında istediğimi yaparım” diye tehdit aracı olarak kullanmak istediği bir araçtır… Ancak, ÖLÜYÜ DİRİLTEMEZSİNİZ. HBDH’yi oluşturan örgütlerin kendilerine hayırları kalmamıştır. İdeolojik olarak ölmüşlerdir. Sol, Kürt milliyetçi harekete dayanarak kendilerini var etmeye çalışmaktadır. Oysa dayanmaya çalıştıkları Kürt milliyetçi hareket ideolojik ve siyasal olarak çoktan emperyalizmin güdümüne girmiş fiilen emperyalizmin kara gücü olmuştur.” Diyerek HBDH karşıtlığını açıklıyor. P/C aklına güvenmeye ve kendi oluşturduğu teoriyle boğuşmaya aşık bir yapıya sahip. Öncelikle herhangi bir oluşumun herhangi bir bileşeni elbette kendi siyasi-ideolojik ve örgütsel hesap ve çıkarlarını gözetecektir. Ona uygun olarak ittifak politikasını ve ona uygun örgütlenmesini savunacak ve yaratacaktır. HBDH özgülünde de bu böyle olmaya mecburdur. Bu oluşumda Kürt Hareketinin başat ve belirleyen güç olması gerçekliği, bu harekete karşı tutum almaya götürecek bir gerekçe olamaz. Partimizin gerekçesi böyle değildir. Herhangi bir küçük-burjuva devrimci hareketin güç ve olanaklarının etkili olması durumu böylesi oluşumlarda Komünistler açısından yer almayı getirir mi? Bizim açımızdan getirmez. Kürt Hareketinin güçlü olmasıyla, ulusal temelde değil sosyal temelde mücadele yürüten bir örgütün güçlü olması arasında Komünistler açısından esaslı bir fark yoktur. Komünistler Parti-Ordu-Cephe silahını ideolojik ve politik olarak ve de örgütsel olarak devrimin esaslı silahı olarak görür. Cephe örgütlenmesine kendi ideolojik-politik önderliğini esasa oturtacak şekilde yaklaşır. Bunun dışında oluşmuş bir Cephe örgütlenmesinde ittifak güçlerinden hangisinin önderlik edeceği meselesi oldukça talidir. Ancak Cephe için bunu anlamak zordur. Zira onun nezdinde Kürt Ulusal Hareketin önderliği ile Herhangi bir devrimci hareketin önderliği arasında nitel bir fark vardır. Neden? Çünkü P/C Ezen Ulusla ezilen ulus arasındaki ilişkiyi ve ezilen ulusun hak ve özgürlüklerine yönelik büyük bir teorik kafa karışıklığı yaşamaktadır. Bunun içinde P/C açısından “ezilen ulusun Ulusal hareketine önderlik eden burjuvazisinin” bayrağı altında toplanmakla “ezen ulusun Küçük burjuva hareketinin bayrağı altında toplanmak” arasında nitel fark vardır. O ezen ulus milliyetçiliğinden etkilenmiş, onun ideolojik hastalıklarına karşı aşı olmamış ve bünyesini açık hale getirmiş bir Küçük burjuva sınıf hareketidir. Kürt Ulusuna karşı Türk ulusunun ayrıcalıklarını daha az dert edinen Küçük Burjuva sınıfın temsilcisidir. P/C çağımızda ki ulusal sorun ve emperyalizm ilişkisi üzerine Leninist teoriye yönelik inceleme ve kavrayış noktasında bir yoğunlaşma sağlamadığı sürece ve temsil ettiği Küçük burjuva sınıfın “ezen ulus aidiyetine” yönelik hastalıklarını tespit edip onunla mücadeleyi göze alamadığı noktada soruna hiçbir zaman sağlıklı bakamayacaktır. Evet Kürt ulusuna karşı ya da Kürt ulusal hareketine karşı siyasal düşmanlık ya da duyarsızlık tespiti yapmak P/C için haksızlık olur. Ancak bu noktada “ideolojik” olarak defolu, sorunlu, tek yanlı ve şovenizmle mücadele yerine onu sosyal mücadele kılıfıyla besleyen bir yaklaşımı olduğu kabul edilmelidir. P/C sosyal şoven tutumunu gözden geçirmelidir. Zira tıpkı soğan olan özünü koruyan lale gibi dönüp dolaşıp hep aynı çiçeği veriyor. Bu noktada kendine yabancılaşma, bu yanıyla gerici özünü değiştirmesi devrimci bir görev olarak görülmelidir.
P/C “İdeolojik Olarak Herkes Öldü” Propagandasıyla Sadece Kendini İyi Hisseder Ama Gerçeğe Tabi Olmaz!
Devrimci örgütlerin “zayıflıklarından” kaynaklı Kürt hareketine eklemlendiği tespiti bir doğruyu barındırmaktadır. Ancak Küçük Burjuva devrimci hareketlerin “zayıflıktan” kaynaklı daha güçlü hareketlere yedeklenmesi bir sınıfsal hastalıktır. Bugün demokratik ve devrimci temelde mücadele yürüten Kürt Ulusal Hareketinin güçlü olması durumu o harekete daha fazla eklemlenmesini getirmektedir. Ancak aynı hareketler yarın Komünist hareket güçlenirse ve hatta P/C başat devrimci güç olursa ve küçük burjuva hareketlere belli oranda siyaset yapma hakkı ve özgürlüğü sağlarsa eminiz ki o hareketlere yedeklenecektir. Ancak aynı sınıfsal temsiliyete sahip hareketler kendisi güç olduğunda zayıf olanı kendisine tabi kılma mücadelesi yürütecektir. Bu siyasetin bir kuralıdır. Sorun şudur: Güçlü olanın bu siyaseti onun cephesinde mantıklıdır, doğrudur. Ancak sorun olan zayıf gücün kendisine yönelik ideolojik-politik cesaretsizliği ve güç tapınıcılığıdır. P/C sorunu Kürt hareketinde aramamalıdır ya da devrimci hareketlerin ideolojik olarak “ölmüş” olmasında da aramamalıdır. Sorun Küçük burjuva sınıfın temsilcilerinin sınıf karakterinde ve onun siyasal tutumunda aranmalıdır. Bugün nasıl P/C Küçük burjuva sınıfının sol ve sekter kesimini temsil ettiği için Ulusal soruna, İttifaklar meselesine yüzeysel ve dar bir pencereden bakarak keskin yaklaşıyorsa; diğer devrimci hareketlerde Küçük burjuvazinin uzlaşmacı ve güce tapınan karakteriyle beslenerek zayıf ve tabi olan bir siyasal tutumla hareket etmektedir. Bu durum içinden geçtiğimiz süreçte “ideolojik olarak ölmüşlük”ten kaynaklanmamaktadır. Zayıflık ya da güç olma durumunun düzeyi siyasal tutumların boyutunu etkilemektedir. P/C soruna yüzeysel bakarak ve var olan durumu abartarak KENDİ GERÇEKLİĞİNİ  büyüten bir küçük burjuva siyasal uyanıklık yapmaktadır. Diğer hareketlerin “ideolojik olarak ölmüşlüğü” propagandası maalesef P/C’yi olduğundan daha büyük göstermiyor. P/C ise sadece öyle sanarak, kendisine dev aynası tutmaya çalışıyor.
P/C Kürt hareketinin Emperyalizmle olan ilişkisini ise çelişkinin gerçekliği üzerinden ele almamakta ısrarlı. Bu noktada tutarsızlığı ise baki! Kürt Hareketinin demokratik niteliğine dair eğer bir siyasal belirlemesi var ise P/C’nin, onun Emperyalizmle olan ilişkisine de bu eksende bakmak ve gerçeği tanımlamak zorunda. Kürt hareketini “emperyalizmin kara gücü” olarak tanımlamak gerçekliğin ters yüz edilmesi ve ussal bilgiyle değil algısal bilgiyle ilgilenen bir siyasal yaklaşımdır. Kürt hareketi Suriye politikasında emperyalizmle tehlikeli bir taktik yakınlaşma içindedir, bu doğru. Ancak bu yakınlaşma hala ve henüz stratejik bir düzeyde değildir ve evet bu da doğru ve referans olacak gerçeklikte budur. Kürt Ulusal hareketi demokratik niteliğini güçlü bir şekilde korumaktadır. Emperyalizm çağında demokratik mücadele ve karakterin tutarlılığı aynı zamanda o hareketin “anti-emperyalistliğiyle” ilintilidir. Zira demokratik tutum ve siyasal konumlanış “anti-emperyalist”liği doğal bir konumlanış haline getirmektedir. Kürt Ulusal Hareketi Cihadist gericiliğe ve Ulusal Haklarına yönelik saldırılara karşı ABD, Rusya gibi emperyalist ülkelerle taktik ilişkiler geliştirmektedir. Yer yer Rakka operasyonu gibi mücadelelerde emperyalist güçlerle tehlikeli ilişkilere de girmektedir. Ancak bu durum Kürt hareketinin “emperyalist işbirlikçisi” olduğunu göstermez. Kürt ulusal hareketi taktik ilişkilerle süreci yönetmektedir. Stratejik bir ilişki söz konusu değildir. Devrimci hareket bu eksende taktik ilişkinin tehlikelerine yoğunlaşmak ve odaklanmak, gelecekte olası stratejik ilişkilerin oluşmasına değil var olan andaki gerçekliğe göre konumlanmak zorundadır. P/C gelecek tasavvuru ve sol sekter bir yaklaşımla bu soruna yaklaşmaktadır. Ancak aynı P/C Gerici ve ezen Arap Ulusunun temsilcisi Esat’ı emperyalizme karşı mücadele eden bir güç olarak tanımlamaktan da geri durmamaktadır. Maalesef Esat’a gösterdiği toleransı Kürt hareketine göstermemektedir. Bunda P/C’nin sosyal-şoven tutumunun etkisi vardır. Ancak emperyalizm tanımında ki tek yanlılık onun daha büyük sorunudur. ABD’yi sadece emperyalist güç olarak tanımlayacak bir noktaya savrulma noktasındadır. Esat’ın Rus emperyalizmiyle ilişkisi, ülkesinde askeri üslere izin vermesi, gerici ve baskıcı karakteri, Kürt ulusal haklarına yönelik düşmanlığı ve hatta ABD emperyalizmiyle flörtleri P/C için görünmez, olmayan şeyler kategorisindedir. P/C emperyalizm tanımını, emperyalist güçleri, demokratiklik ölçütlerini vs yeniden gözden geçirmek zorundadır. Aksi takdirde yanlış siyasal tutumlar, hatalı ittifaklar politikası ve zayıf ve tek yanlı bir anti-emperyalist mücadele hattından kurtulamayacaktır.
P/C ile Rojava’da gerçekleşen devrimci sürecin siyasal niteliği konusunda da uzlaşamıyoruz. Partinin yaptığı açıklamadan uzunca bir alıntı yaparak şunu söylemektedirler: “Amasız, ancaksız bir tanımları yok. Hem nalına, hem mıhına… Kurduğu bir doğru cümleyi bir sonrakinde “ancak” diyerek boşa çıkartıyor… “Rojava Ulusal Kurtuluş Devrimi” olarak tanımlıyoruz diyor ve hemen arkasından “şerh”ini koyuyor. Amerika’nın kara gücü olarak nasıl ulusal kurtuluş devrimi yapılıyor? Rojava’ya ilişkin tespitlerinizde emperyalizmi görmeden tek bir doğru cümle kuramazsınız.” P/C net olun çağrısı yapıyor bize. Onun net olmaktan kastı “tek yanlı idealizm”dir. P/C hiçbir olguyu ikili karakteriyle değerlendirme zahmetine katlanmıyor. Bu ikili karakterden ileri ve geri olanı tespit etmeyi, bunların mücadelesini zerre kadar önemsemiyor. P/C bu anlamda diyalektik-tarihsel materyalist yöntemi değil “idealizmi” savunuyor. Rojava’nın demokratik-devrimci bir siyasal niteliğe sahip olduğunu bir kez daha söylüyoruz. Gerçekleşen devrimin niteliğinin de “Ulusal Kurtuluş devrimci süreci” olduğunu ifade ediyoruz. “Amalı”, “ancaklı” kurulan her cümle netsizliği değil ikili karakteri tanımlamak üzerine kurulur. Ulusal hareketlerin niteliği konusunda, ikili yapısı konusunda P/C’yi “Lenin okumaya” davet etsek yeter mi? Eğer o yetmezse diyalektik-tarihsel materyalizm okumaları yapmaya ve şeylerin, olguların ikili karakterine, çelişik yapısına dair inceleme yapmaya ama yetmez kavramaya davet edelim. Ancak Küçük burjuvazinin sınıfsal karakteri onu bu açıdan Marksizme yabancılaştırmaktadır. Marksizmden sadece etkilenen, onun devrimci teorisinden esinlenen bir özelliği vardır. P/C’de bundan mustariptir.
P/C’nin HBDH’ye yönelik eleştirileri oldukça yüzeysel, üstün körü, ideolojik ve politik içerikten yoksun, sosyal şovenizmden mustariptir. Partinin HBDH’den ayrılma gerekçesini de bu yönüyle anlama sorunu yaşamaktadır. Partimiz Kürt ulusal hareketini dost ve müttefik güç olarak görmekte, onunla en ileri düzeyde ortak mücadele etmeyi benimsemektedir. Bunun dün olduğu gibi bugünde tüm gereklerini yerine getirmeye çalışmaktadır. HBDH programı altında bir eylem ve politik temelde birliği kendi siyasi çizgisiyle uyumlu görmemektedir. Ancak mücadeleye dair eylem birliği temelinde HBDH dışında yapılacak her türlü ittifaklık ilişkisine ve eylem birliğine de açıktır. Parti tüm dost ve devrimci güçlerle ilkesel tutumlarını zedelemeyen her türlü esnekliği göstererek ortak mücadele yürütmeye hazırdır. Buna sadece açık değildir bunu aynı zamanda gerekli, önemli ve zorunlu görmektedir. Bu nokta soruna P/C gibi bakmadığımız açıktır. Biz proletaryanın sınıf saikleriyle soruna yaklaşıyoruz. İlkeselliğimiz ve esnekliğimiz o eksene oturuyor, P/C ise sosyal şovenizmden mustarip, ben merkezci, tek yanlı ve sol sekterlikle bezenmiş Küçük burjuva sınıf tutumuyla yaklaşıyor.