Anasayfa / Türkçe / KİMYASAL SİLAH, SURİYE SALDIRISI VE ABD EMPERYALİZMİNİN İMAJ TAZELEMESİ!

KİMYASAL SİLAH, SURİYE SALDIRISI VE ABD EMPERYALİZMİNİN İMAJ TAZELEMESİ!

KİMYASAL SİLAH, SURİYE SALDIRISI VE ABD EMPERYALİZMİNİN İMAJ TAZELEMESİ!

3 Nisan’da Suriye’nin İdlib kentinde gerçekleşen bir kimyasal saldırı sonucu 20’si çocuk 72 kişi vahşi bir biçimde katledildi. Yüzlercesi ise yaralandı. Suriye ordusunun Rusya ile birlikte sürdürdüğü savaşta Halep, Hama, Humus gibi oldukça önemli muhalif cephelerde kaydettiği ilerlemeden sonra İdlib’te de benzer bir mesafe kat ettiği bilinmektedir. Suriye ordusunun kuşatması altında olan ve „muhaliflerin“ son kalesi olarak görülen İdlib’te gerçekleşen bu saldırının faturasını ABD, AB, Türkiye, İsrail, Suudi Arabistan derhal Esat rejimine fatura etti.

Devamında ise ABD tomahawk füzeleriyle 7 Nisan’da Suriye ordusuna ait El Şayrat havaüssünü vurdu. Almanya-Fransa bloku, İsral, Suudi Arabistan ve Türkiye gibi bölgede etkili olan güçler bu saldırıya gecikmeksizin destek açıklaması yaptı. Rusya ve İran cepheden bu saldırıyı kınayarak olası risk ve tehlikelerine işaret etti.

Kuşkusuz bu saldırı küçümsenecek türden bir saldırı değildir. Öncelikle saldırının gerekçesi olan Kimyasal silahla sivillerin katledilmesine değinmek gerekiyor. Vahşi ve infial yaratacak görüntülerle sunulan saldırıyı hangi gücün yaptığını tespit etmek mümkün değildir. Gerici güçlerin savaş sahası olan Suriye’de bu türden saldırıları Rusya-İran destekli Esat rejimide, ABD-Türkiye ve Sünni Arap rejimlerinin desteklediği cihadist örgütlerde gerçekleştirmiş olabilir. Bu vahşet ve barbarlığı bu vambirler ordusunun hepsi yaptı, yapar ve yapacaktırda. Bu noktada saldırıyı gerçekleştirmediğini iddia eden Esat rejimide, saldırıya duyarlılık adı altında Suriye rejimini vuran ABD ve destekçileri de bu katliamların esas sorumlusudur. Son tahlilde hangi politik hesaplarla ve güç gösterisiyle yapıldığından bağımsız olarak ve yine tetiği kimin çektiğine bakmaksızın sorumlunun Emperyalist güçler ve onların uşakları olduğunu biliyoruz. Kanı dökülen halkların, gözleri açık ölen çocukların, göz yaşları kuruyan kadın ve erkeklerin, öfke ve infial yaratan ölümlerin sorumlusu hepsidir, sadece daha fazla „günah“ işleme yarışını sürdürmektedirler.

Lakin gerçek olan bir şey vardır; ezilenlerin, çocukların, kadınların, yaşlıların kimyasallarla kurumuş veya şarapnellerle parçalanmış bedenleri üzerinden yeni politik hamlelerin yapıldığıdır. Kimyasal silah konusunda ABD emperyalizminin „duyarlılığı“nın yalanlar ve savaşı körükleyen niteliği yeni değildir. Irak’ta 2003 işgaline giden yol yine aynı argümanla döşenmişti. Sonradan saldırı için sadece bir kurgu hikaye olduğu ise yine ABD emperyalizmi tarafından itiraf edilmişti. Bu bağlamda bunun da Esat rejimine daha kurumuş çocuk bedenleri görülmeden yıkılması saldırı için „bahane“ arayan bir tutumu aklı olan herkese çağrıştırır.

Bir Taşla Bir Kaç Kuş Vurma Hesabı!

Suriye’de ki gelişmelere bakarak ABD açısından bu hamlenin nasıl bir ihtiyacın ürünü olduğunu ortaya çıkarmaya çalışacağız.

Birincisi, Suriye’de Rusya son süreçte Esat rejimi ile birlikte hem ciddi bir politik yönlendiricilik, hemde pratik başarı elde etmiştir. Türkiye’nin de zaaflarından faydalanan Rusya Halep’i almıştır. Hama ve Humus’u düşürmüştür. İdlib’de ise ciddi askeri başarılarla ilerlemektedir. ABD özellikle Arap bölgelerinde Esat rejiminin gücünü yeniden tesis ettiği bir gerçeklikten hiçte memnun görünmemektedir. Bu bağlamda İdlib’in en azından şuan için düşmesini geciktirmek istediği görülmektedir.

İkincisi, ABD müttefiki Türkiye’nin Kürt düşmanlığı eksenine oturan Suriye politikası ile sahada istediği şeylerin en hafifinden geciktirilmesiyle yüzyüze kalmıştır. Astana’da Türkiye, Rusya ve İran ekseninde gerçekleşen ateşkesin „garantörlüğü“ anlaşmasına karşı bunun kimyasını bozacak bir hamleye ihtiyacı vardı. Bu kısa ömürlü ve geçici taktik ilişkiye karşı, bozucu bir hamle ABD için bir ihtiyaç olarak açığa çıkmaktadır. Bu bağlamda gerçekleştirdiği bu saldırıyla Türkiye’nin de içinde bulunduğu „garantörlük“ anlaşmasının kimyasını bozmayı başarmış, bu taktik ilişkilenmenin güvensizlik zeminini beslemiştir. Zira Türk devleti saldırının olumlu ama yetersiz olduğunu daha füzeler havada iken açıklamıştır! Uzun süredir unuttuğu Esat karşıtı söylemlere saldırının yarattığı „ajite“ ile hızla dönmüştür. Türk hakim sınıflarının Suriye iştahı yeniden kabarmıştır. Ancak, Rusya ve İran’la kotarmaya çalıştığı Rojava’ya yönelik askeri hamlesine zemin hazırlama sürecini de bu saldırı ile sabote etmiş gibi görünmektedir. Zaten bu noktada ortada olan zorluklara bu saldırı ile ve aldığı tutumla bir yenisini eklemiştir. ABD bu hamlesiyle TC’ye durduğu, durması gereken yerin neresi olduğunu güçlü şekilde anımsatmıştır.

Üçüncüsü, Rusya’nın bir süredir alanını genişleten, politik etkinliğini arttıran hamlelerine karşı ABD’nin tahamül sınırının aşıldığını gösteren bir işaret fişeğidir bu gelişme. Ancak bu saldırının Rusya’dan habersiz yapıldığını düşünmek fazla saflık olur. Zira Rus askerlerinin Suriye’nin her askeri alanında varlığı unutulmamalıdır. ABD, saldırı noktasında Rusya’ya ya rağmen kararlılık gösterirken diğer yandan Rus askeri kayıplarını göze alamadığı için Rusya’ya bilgi aktardığıda görülmektedir. Zira Rus askeri kaybı olmadan bu saldırı sonuçlanmıştır. Bunun tesadüf olamayacağını kestirmek güç değildir. Rusya’nın bu saldırıya boyun eğdiği görülmektedir. Ki Pentagon Sözcüsü Jeff Davis, saldırı öncesi üste askerleri olan Rusya’yı bilgilendirdiklerini duyurdu. ABD Dişişleri bakanı tarafından bu açıklama yalanlansa da, ilk bilgilendirmenin olayın seyrine bakarak doğru olduğu söylenebilir.

Askeri Hamlenin Politik Mesajı!

ABD’nin ve özellikle Trump’un bir gövde gösterisine ihtiyaç duyduğu görülmektedir. Ancak bu saldırının ABD ve Rusya arasında kontrollü bir gerginlik şeklinde yönetilmesi durumu söz konusudur. Zira ABD yetkilileri saldırı sonrası bunun sürekliliği olmayacağı, kimyasal silah kullanımına karşı bir defaya mahsus olduğu ifade edilmiştir. Nihayetinde Emperyalist güçler arasındaki çelişki ve çatışmanın boyutu henüz bu güçleri ciddi bir askeri çatışma ya da kısmı bir savaş noktasına getirmiş değildir. ABD bu „sert“ hamlesiyle Rusya’yı test etmiştir. Aynı zamanda Esat rejiminin geleceğinin olmadığına dair politik mesajını da vermiştir. Zira bir süredir Esat’ın kalıcılaştığına dair tartışmalar baskın bir şekilde sürdürülmektedir. Sahadaki gelişmelerde buna yeni olanaklar sunmaktadır. Kuşkusuz bu hamle sahadaki gelişmeleri etkileme kabiliyetine tek başına sahip değildir. Ama ABD’nin sembolük olarak Rusya ile karşı karşıya gelecek cüreti, cesareti ve göze alma durumuna dair yani bir nevi hala „ABD emperyalizminin ABD emperyalizmi olduğu“na dair mesaj verilmiştir. ABD’nin bu noktada kaybettiği prestij toplanmaya çalışılmıştır. Sahada askeri olarak konumlanmış bir Rusya’nın alanına bu neviden operasyon çekmeyi göze alacak güç, olanak, kabiliyet ve de oyun kurucu rolünü anımsatma ihtiyacı bir nevi hasıl olmuştur. Ancak ABD’nin Suriye politikasındaki ana yönelim ve bir süredir hayata geçirdiği taktik konumlanış (Esat rejiminin bir süreliğine daha varlığını koruması, Rakka’nın ve belli Arap bölgelerinin İŞİD’den temizlenmesi ve Federasyona zemin sunacak olanakların oluşması) bu gelişmeyle bozulmuş denemez. ABD ittifak güçlerine ve de bölgedeki düşmanlarına sadece kendisini daha dolaysız şekilde göstermiştir. Bunun politik sonuçlarınıda yine kontrollü gerginlikle, belli tehditlerle toplamaya çalışacaktır.

Bu gelişmenin ABD’nin Suriye politikasında ana yönelimini koruduğuna, hala esas olan Esat rejimini yok etme planına dair tutumunu sürdürdüğünü göstermiştir. Bir kez daha bunu utanmadan, sıkılmadan „kimyasal silah“ gerekçesiyle yapmıştır.

Bu saldırının en esaslı etkileneni ise Türk hakim sınıfları olmuştur, olacak gibi görünmektedir. Gördüğü her hıyara elinde tuzlukla koşturan TC, bu olayda da geri durmamıştır. Suriye politikasında adeta Rusya ve ABD emperyalizminin pinpon topu gibi oynadığı bir „aktör“ durumuna düşmüştür. Rojava’ya düşmanlıkla sınırladığı ve hayata geçirmeye çalıştığı Suriye politikasında, tekrar daha büyük oynayacak zemine koşmaya çalışmıştır. Ancak İran ve Rusya ile girdiği taktik ilişkiyi bu yaklaşımıyla zehirlemiş, zaten güvensizliğe dayanan ilişkileri yeni bir güvensizlik görüntüsüyle pekiştirmiştir. Bu bağlamda sonlandırdığını açıkladığı Fırat Kalkanı operasyonunun sonraki aşamasını kendisi açısından iyiden iyiye muğlaklaştırmış, kendi başına bir yol haritası çizmekten aciz olduğu teyit edilmiş ve yeni olanaklar yaratmada alanını daraltmış görünmektedir.