Anasayfa / Güncel / “KENDİNDE PARTİYİ SEV, PARTİDE KENDİNİ DEĞİL”

“KENDİNDE PARTİYİ SEV, PARTİDE KENDİNİ DEĞİL”

“Komünist Partisine karşı koyan her kim olursa olsun, yere çalınmaya hazır olmalıdır. Yere çalınmaya hevesli değilseniz, bu karşı koyuştan kesin olarak vazgeçmeniz gerekir. Bu, bütün anti-komünist ‘kahraman’lara bizim samimi tavsiyemizdir.” Başkan Mao

Partimizin yönetici kademelerinde yer almış ve yer alan kadrolarımızın önemli bir kesiminde, gıdasını küçük burjuva ideolojisinden alan felsefi olarak idealizmden etkilenen, politik olarak oportünizmden beslenerek örgütsel anlamda kolektivizm yerine bireyciliği ön plana çıkaran demokratik merkeziyetçilik anlayışında salt merkeziyetçiliği uygulayan, ayrıcalık isteyen, farklılığı olduğunu bir biçimde gösteren parti dışı anlayışlar mevcuttur. Bu anlayışlar esasta  bireyci küçük burjuva ideolojisinden beslenmektedirler. Örgütsel ilişkilerde sekter olan bu anlayışın tutumunda öznelcilik egemendir. Bu tutumun bilimsel olmadığı açıktır. Gerçeği olgularda aramak yerine öznel düşünce ve niyetleri gerçeğin yerine koyarak, “çözüme”, sonuca gider. Öznelci tutum, MLM  teoriyi soyut inceler, olguları kapsamlı ve bütünlüklü ele almaz, derinlemesine incelemez. Sığ, dar ve yüzeysel bir inceleme tarzına sahiptir. Teori ve pratiğin birleştirilmesi yoktur.

Saflarımızdaki bazı yoldaşların çalışma tarzı budur. Kendine aşırı derecede güvenir, kimseyi beğenmez, eski kadroları sevmez, kendi döneminden sadece kendini anımsar ve iyi olan her şeyi esasta kendine mal eder, kibirlidir. Kendinden bahsedilmesinden hoşlanır, gururlanır. Kendine yöneltilen eleştirileri kabul etmez, eleştiriye karşı kapalıdır. Gösterişli ama koftur, alıngan ve çabuk kırılır. Her zaman haklıdır. Bir numaralı otoritedir. Kadro olduğunu bir biçimde hissetirir ve “istemeden” ayrıcalık ister.  Birey ile parti arasındaki ilişkilerde yanlış anlayışa sahiptir. Her defasında partiye karşı saygılı olduğunu belirtir, ancak uygulama ve pratik faaliyetlerde kendisini ön plana çıkarır, partiyi ikinci plana iter. “Parti” derken, kendi bireyselliğini anlar, kendi bireysel tutum ve davranışını, partinin tutumu diye kabul ettirmeye çalışır.

Sekter anlayışa sahip bu yoldaşlar kendi düşünce, öneri ve “doğruları” “egemen” olmadığı koşullarda rahatlıkla  “bağımsızlık” ilan edebilir, partinin-merkezin, çoğunluğun kararına uymaz. Çoğunlukla “önce ben” anlayışına sahiptir. O her zaman yanılmaz, şaşmaz bir otoritedir, farklılığı vardır, ayrıcalıkları olmak zorundadır!.

Öznelci çalışma tarzına sahip olanlar örgütsel faaliyetlerde sekter tutuma sahiptirler. Parti içinde güvendikleri, beraber faaliyet yürütecekleri  sayıları az da olsa yoldaşlar var, ancak bu yoldaşlara güvenebilir ve bu yoldaşlarla iş yapabilirler. “Herkesle” iş yapamaz, herkese güvenemez, sırtını herkes dayayamaz. Organ, komite faaliyeti yerine güvendiği bireylerle iş yapma tarzları egemendir.  Bilim ve parti dışı bu tutumun kökleri, geçmişe, darbeciliğe  uzanır.

Demokratik merkeziyetçilik ilkesinde kendi doğruları egemen olduğu zaman katı bir merkeziyetçidir, ilkesizliklere ve disiplinsizliklere karşı tavizsizdir, “doğruları” egemen olmadığı zaman partiye rağmen partidir, parti dışıdır.  O her zaman, yanılmaz ve şaşmaz otoritedir.

Bu anlayış sahipleri kitle ilişkilerinde sekter, yıkıcı ve kopuşturucudur. Yüzünü bireye sırtını kitlelere döner. İstikrarlı ve tutarlı olamaz, aceleci ve sabırsızdır. Çok yönlü, bütünlüklü düşünme tarzından uzaktır, Anlık ve çabuk karar verir, çabuk da düşünce değiştirebilir. Öznelcilik temelinde yükselen, kendini sekterizm, ben merkezcilik olarak ifade eden anlayışlar kendilerini  sadece bir biçimde, bir tarzda ortaya koymaz. Farklı koşullarda farklı ortam ve durumlarda farklı şekillerde ifade ederek ortaya koyabilir. Ancak şu çok açık bir gerçektir ki, bu tutum ve anlayış gıdasını küçük burjuva ideolojisinden almaktadır. Bu ideolojinin yükseldiği zemin kendini öznelcilik olarak ifade eden idealizm zeminidir. Yüzünü bireye, sırtını kolektivizme dönen bu anlayış, partinin devrim karşısındaki gücünü, birliğini zedeleyen yıkıcı bir anlayıştır. Demokrasiye sırtını dönen ve merkeziyetçiliği kutsayan bu anlayış bireyin gücünü esas alır.

Bu yıkıcı ve bilim dışı anlayışın panzehiri MLM bilimidir. Gerçek ve bilimsel tutum; gerçeği olgularda arayan, yüzünü gerçeğe, sırtını öznel niyet, istem ve düşüncelere dönen tutumdur. Partimizin ideolojik sağlamlığını arttırarak, politik düzeyini yükseltecek, tecrübe ve deneyimleri özetleyecek, devrim karşısında gücünü arttıracak olan tek yöntem MLM yöntemidir, bu yönteme ulaşmak, gerçeklik karşısında alçak gönüllü olmaktan geçer. Bireyci, öznelci zeminde yükselen kibirlilik, komünistlerin tutumu olamaz, bu tutum ancak, küçük burjuva ve burjuvaların tutumu olabilir.

Eğitim yoluyla siyasi düzeyi yükseltmek, doğru ile yanlış arasındaki farklılığı berrak ve net bir biçimde ortaya koymak; partimizin önemli sayıda kadrosunda ifadesini bulan ben merkezciliğin kalıntılarını ortadan kaldırmak; bugün önümüzde duran görevlerden biridir.

“Kadrolarımızı nasıl değerlendireceğimizi bilmeliyiz. Değerlendirmemizi kadronun hayatının kısa bir dönemi ya da hayatındaki tek bir olayla sınırlandırmamalı, onun hayatını ve çalışmalarını bir bütün ele almalıyız.” der Başkan Mao. Haklı olarak, kadrolarımızı değerlendirirken var olan olumsuzluklarına gözlerimizi yumarak, sadece olumlu yanlarından bahsedemeyiz. Bu gün esas alacağımız yöntem; “gelecekteki hataları önlemek için geçmişteki hatalardan ders çıkarma”, ideolojik ve siyasi bir hastalığı tedavi ederken, hiçbir zaman kaba ve sabırsız olmamak. “hastayı kurtarmak için hastalığı tedavi etmek” olmalıdır.