Anasayfa / Türkçe / İşçi sınıfı Referandumu Neden Boykot Etmeli?

İşçi sınıfı Referandumu Neden Boykot Etmeli?

İşçi sınıfı Referandumu Neden Boykot Etmeli?

Nisan ayında yapılacak Referandum’a doğru giderken siyasal atmosfer geriliminden hiçbirşey kaybetmeden ilerlemektedir. Son çıkarılan KHK ile 300’ün üzerinde akademisyen ihraç edilmiş, durumu protesto edenler yerlerde sürüklenerek gözaltına alınmış ve bildik görüntüler sahnelenmiştir. Muhalif ve aykırı tüm seslerin susturulması, baskı altına alınması için devlet tüm yetkilerini kullanmaktadır. Gözaltı, tutuklama furyasının kesintisiz sürdüğü, ekonomik krizin bu siyasi operasyonlarla baskılandırıldığı atmosferde yoksulluk ve işsizlik büyümekte, kazanılmış haklar budanmaktadır.

Devlet yapılacak referandumda halkın önüne iki seçenek koymakta ve bu iki tercih arasına sıkıştırmayı hedeflemektedir. Başkanlık sistemine sıkıştırılan tartışmalarla, faşizm gerçeği gölgelenmekte, mevcut durumun onayı ve kabulü “Hayır” cephesi tarafından halka empoze edilmektedir. Mevcut demokratik kazanımların korunmasının adresi “Hayır” sandığı olarak gösterilirken, işçi ve emekçilerin “tek” ve “esaslı” düşmanı AKP olarak lanse edilmektedir. R.T Erdoğan’la sembolize edilen düşman yıkıldığında kurtuluşda sağlanacak gibi bir politikayla hareket edilmektedir. “Hayır” cephesinin göz dolduran kalabalıklığının yaptığı gürültü ile ezilenlerin bilinçleri dumura uğratılmaktadır. Oysaki sadece 15 Temmuz sonrası yaşanan gelişmelere baktığımızda bile ezilen emekçilerin, kadınların, gençlerin neden sandık başına gitmemesi gerektiğini daha net görebiliriz.

Referanduma giderken işçi sınıfı cephesinden yaşananlara baktığımızda neden BOYKOT edilmesi gerektiği kendini daha somut göstermektedir. Tabloya açlık sınırı verileriyle başlarsak Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre 50 bine yakın kişi resmen aç, 12 milyon kişide açlık sınırı altında yaşamaktadır. Bu verilerin gerçeği ne kadar yansıttığı sorusunu sorarak bakmakta fayda var. OHAL’in ilan edilmesinin ardından işçi ve emekçiler açısından zaten parlak olmayan tablo daha da kararmış durumdadır. KHK’larla iş güvencesi ortadan kaldırılırken, kölelik olarak tanımlanan ve kiralık işçiliğin önünü açan özel istihdam büroları 2016 Mayıs ayında yasalaşmıştı. Tüm tepkilere rağman OHAL sürecinde resmi gazetede yayınlanarak, yasal tüm engeller ortadan kaldırılmış oldu. İşçilerin toplu sözleşme hakkı, örgütlenme hakkı için yaptıkları eylemler OHAL duvarına çarparken, grev ve direnişler yasaklandı.

İşsizlik engellenemez bir hızla büyüyor. DİSK-AR’ın yaptığı araştırmaya göre işsizlik son 5 yılın zirvesine çıkmıştır. 2015’te 5 milyon 863 bin olan geniş tanımlı işsizlik Eylül 2016 verilerine göre 6 Milyon 373 bine yükselmiş durumdadır. Bu oranlara 2016 Ekim ayından bu yana kapanan şirketlerin oranı yüzde 52 artmış ve işsizlik oranlarına bu durum eklenmemiştir. Yine iş cinayetlerinde dünya sıralamalarının zirvelerini zorlayan ülkemizde 2016 yılında iş cinayetleri sonucu yaşamını yitiren işçi sayısı 1970 kişi olarak saptanmıştır. Ölümlerde başta inşaat, tarım ve taşıma iş kolları gelmektedir.

İşçi sınıfının örgütlenme tablosu da oldukça problemli durumdadır. Kayıt dışı çalışan işçiler de hesaba katıldığında yüzde 9.7 olarak belirlenmiş ve bunların sadece yüzde 7’si toplu iş sözleşmesi kapsamındadır.

Tablonun kamu emekçiler cephesine baktığımızda da özellikle OHAL’in ilan edilmesinin ardından tasfiye operasyonunun en yoğun yaşandığı alan olarak karşımıza çıkmaktadır. KESK’in verilerine göre 10 bini KESK’e bağlı sendikaların üyeleri olmak üzere 120 bin civarında kamu çalışanı açığa alınmıştır. Yine bu oranlara son çıkarılan KHK ile açığa alınan kamu emekçileri dahil edilmemiştir.

İşçi sınıfını örgütsüz bırakarak sömürü ve baskı çarkında öğütmeyi, yoksulluk ve açlıkla terbiye etmeyi amaçlayan patron ağalar kazanılmış haklara da her fırsatta saldırarak işçi sınıfını susturmayı, sessizliğe boğmayı hedefliyor. Kıdem tazminatı hakkını fona devrederek gaspetmek isteyen patronlar işgüvencesini de ortadan kaldırmayı amaçlıyor. Çalışma koşullarını ve sömürüyü ağırlaştırmak isteyen egemen sınıflar düşük ücretle işçi ve emekçileri yoksulluğun ve açlığın kuşattığı asgari bir yaşama mahkum etmek istiyorlar. Çalışmanın, iş bulmanın yaşanan iş ciayetleriyle birlikte ölümle eş anlama geldiği günümüzde maden ocakları, inşaat sahaları, deri ve tekstil fabrikaları, taşeron işçilerin çalıştığı sektörler iş cinayetlerinin, güvencesiz çalışmanın adresi olmaktadır.

İşçi sınıfına dayatılan sömürüye, kazanılmış hakların kalıcı şekilde gaspedilmesini amaçlayan saldırıya karşı direniş ve mücadele de kesintisiz şekilde sürmektedir. İşçi sınıfı sömürücü sınıflara tarihten gelen ve asla dinmeyecek, bitmeyecek olan sınıf tavrını direniş ve mücadelesiyle sürdürmektedir. Direnişleri büyütmek, yönünü örgütlü bir mücadeleye çevirerek talepleri daha gür sesle yükseltmek bugün daha da önemli hale gelmiştir. Hakim sınıfların devlet terörüyle, baskı ve katliamlarla gemi iyice azıya aldığı, başta Kürt ulusu olmak üzere tüm ezilen ve yok sayılan kesimlere intikam hırsıyla saldırdığı tabloda işçi sınıfının mücadelesini katliamlara, devlet terörüne ve saldırılara karşı sokağa taşımak ortak direniş hattının parçası haline getirmek hayati önem taşımaktadır. Kürt ulusunun, alevilerin, kadınların mücadelesiyle ortaklaşmak, işçi sınıfına yönelik saldırılara karşı ortak tavır alarak süreci göğüslemek bugün açısından yaşamsal sayılmalıdır.

İşçi sınıfının kazanımları, en temel hakları özellikle OHAL’in ilan edilmesinin ardından kalıcı olarak gaspedilmek istenmektedir. Faşist devlet mücadelelerle kazanılan hakları gaspetmeye devam edecek, KHK’larla gasp edilen haklar iade edilmeyecektir. Bu anlamda Başkanlık sistemine kilitlenen demokratik hakların kazanımı ya da kaybı sistemin onaylanması ya da reddine bağlı olmayacaktır. İşçi sınıfının ve emekçilerin gasp edilen haklarının kazanımı ancak sisteme yönelen mücadele ile olacaktır. Sorun, AKP iktidarı ile sınırlandırılmadan bir sistem sorunu olduğu anlatılmalıdır. AKP’nin gidişi ya da Erdoğan’ın “tek adam” yönetiminin reddi kaybedilen hakları kazanmamıza neden olmayacaktır. Oku doğru yöne ve doğru adrese gönderebilmek için ezilenleri sistemin sunduğu olanaklara haps etmeden, gerçek kurtuluşlarını sağlayacak yöne kanalize etmek zorundayız. Referandum çalışmalarımızın işçilere yönelik ayağında sorunların tespiti kadar gerçek çözümün gösterilmesi de belirleyici noktada durmaktadır.

Devletin tüm saldırılarına rağmen en temel demokratik hakların kazanımı için mücadele etmekten geri durmayan işçi sınıfının bu dönem içinde de baskı ve saldırılarına rağmen direnişlerine tanık olduk. Avcılar Belediyesi işçilerinin direnişi OHAL koşullarında saldırılara rağmen kararlılıkla sürmüş ve sınıfa örnek teşkil edecek bir direniş sürdürmüştür. Görevimiz saldırılara karşı direnişleri örgütlemek ve büyütmektir. İşçi sınıfını sistemin sunduğu tercihlere yönlendirmeden, örgütlenerek kendi özgürlüğünü kazanacağı yönelime sokmaktır. Yeter ki sınıf mücadelesinin bu yönde sunduğu olanakları doğru değerlendirelim.