Anasayfa / Türkçe / Her bahar doğa yeniden canlanacak sizinle…

Her bahar doğa yeniden canlanacak sizinle…

Tarihte onlar için çok şey söylendi. Çok şey yazıldı. Kimi zaman “isyancı”, kimi zaman “serüvenci” oldu adları… Savaşçı, partizan, devrimci, gerilla… Her dönem farklı dillerde, farklı şekillerde ifade edilseler de amaçları hep aynıydı; dünyayı değiştirmek, sınıfsız ve sınırsız bir dünya yaratmak. Bunun için sömürü var olduğundan beri yollara düştüler, önlerine çıkan engelleri bir bir aşarak umut taşıdılar belki de yüzlerini bile görmedikleri insanlara. Bu umut uğruna sayısız bedeller ödendi, dünyanın her yerinde. Hala da ödeniyor. Ve gelecek, bu bedeller üzerine yükseliyor.

Onlar da bu yolculuğa Türkiye topraklarından kan can katan gerillalardı. Sırtlarında ezilenlerin umudunu taşıyorlardı. Kendilerinden öncekiler gibi zorlu yollardan, dar patikalardan zirvelere yürüyorlardı…

O gece ay ışığı yoktu, yalnızca Mercan yıldızları yollarını aydınlatıyordu. Her birinin kendi yıldızı, kendi rengi vardı, düşleri bu yıldızlarda gizliydi… Son yıllarda düşman aralıksız saldırıyor, gerillayla halkın bağlarını koparmaya, gerillayı soluksuz bırakmaya çalışıyordu.  Gerilla ağır kayıplar vermişti. Ve her kayıpta mücadeleye daha sıkı bağlanmış, intikam yeminlerini tazelemişlerdi. Her biri omuzlarındaki sorumluluğun farkındaydı.

O gün de yine zorlu bir göreve çıkmışlardı. Görevriskliydi. Hiçbiri tereddüt etmedi. Gülerek, şakalaşarak çıktılar yola.

Grubunöncüsü Yusuf ve Yetiş yoldaşlardı. Emniyetler açık, eller kabzada yürüyorlardı.Olası bir düşman saldırısına karşı hazırlardı. Saldırı olursa ilk onlargöğüsleyecek, diğer yoldaşların güvenliğini onlar alacaktı.  Geride kalan grup ise zamanı gelince Taylanyoldaşın komutasında harekete geçecekti.

Yürüdüler sessiz, yerine getirecekleri görevdeydi akılları.

Yürüdüler sessiz, önlerinde kurulan pusudan habersizdi hepsi. Gecenin karanlığı, en koyu halindeydi. Düşman günler öncesinden hazırlık yapmış, pusu kurmuştu yollara…En yoğun duyguların yaşandığı yerdir gerilla. Savaşı da mücadeleyi de en keskin burada yaşarsınız. Yaşadığınız bütün duygular hemen yanınızdakilere geçer. Çünkü mutluluk da acı da en yoğun burada paylaşılır. Kaygı, endişe, özlem, hasret, umut; aklınıza gelen insana dair ne varsa en yoğun burada, savaşın orta yerinde yaşanır. O gün de öyle bir gündü… Yaşam içindeki bütün tartışmalar, kırgınlıklar, kızgınlıklar unutulmuş, her şeyi içinde barındıran yoldaşlık duygusu sarmıştı hepsinin yüreğini. Yoldaşlarına, örgütüne, halkına bağlılıktı şimdi hepsinin yüreğindeki en yoğun duygu. Paylaşılan da buydu gecenin sessizliğinde… 

Yollarına kurulmuş tuzaktan habersiz emin adımlarla karanlıkta ilerlerken, düşman çemberinin içine girmişlerdi. Yayla yerine geldiklerinde pusuyu fark eden Yusuf yoldaş, hemen silahını ateşlemiş, silah seslerinin karanlığı parçalamasıyla diğer yoldaşlar da hemen mevzilenmişlerdi. O andan sonra tek bir şeye; diğer yoldaşlarının çemberin dışında kalmasına ve yaylada bulunan köylülere zarar gelmemesine kilitlenmişlerdi. Ve bunun için son mermilerine kadar çatışmaya…  Görev netti, silah sesleriyle gelen talimat alınmıştı. Düşmana sıktıkları mermiler bu talimatın yerine getirilişinin işaretiydi.  Silah seslerini duyan diğer gruptaki yoldaşlar da hemen mevzilendi. Komutan Taylan yoldaş hiçbir kararsızlık yaşamadı. Pusuya düşen yoldaşlarını çemberin dışına çıkarmak için hemen konumlandırdı grubunu. Ve o andan itibaren vadiyi parçalayan silah seslerinde yoldaşlığın, dayanışmanın, direnişin en güzeli yaşanıyordu.

Mercanlar bir kez daha şahitlik ediyordu Partizanlar’ın direnişine. Dağlar bir kez dahaTİKKO’cuların geceyi yırtan slogan ve silah sesleriyle yankılanıyordu.

Düşman sabaha kadar süren bu çatışmada kendi kayıplarına dair herhangi bir bilgi vermedi daha öncekilerde olduğu gibi. Ama arazi resimleri, sonradan cenazelere yapılan işkenceler, çatışmanın sonucuna dair de ipuçları veriyordu.  Bahardan beri köylülere yapılan baskılar, yoldaşların fotoğraflarını göstererek tehditler savurmaları, yoldaşların bölgedeki etkinliğinin düşmanı nasıl rahatsız ettiğini gösteriyordu. 

 

Şimdi kim söyleyebilir onların öldüğünü…

Düşmanın çatışma sonrası çektiği arazi fotoğraflarından gördük onları son kez. Çok şey ifade ediyordu o fotoğraflar bizler için, onları tanıyanlar için. Direnişi, inancı, yoldaşlığı, dayanışmayı, bağlılığı…

Yusuf yoldaşın yüzündeki gülümsemeye neden olan şey; son görevini yerine getirmiş olmanın huzuru ya da yoldaşlarıyla omuz omuza çarpışmış olmanın ve düşmana kayıp verdirmenin haklı gururu ve onuruydu. Yine bir eli silahının el kundağında diğer eli tetikte olan Taylan yoldaşın yukarı kalkık bir şekilde kalan elleri son nefesine kadar düşmana sıkılan mermileri ifade ediyordu. Bütün bu fotoğraflar bir devrimcinin yaşamına sığdırdıklarının resmiydi. Ve nereden gelirse gelsin bir görevin sonunda ölümü gülerek, direnerek karşılamanın resmiydi. Onca teknik üstünlüğüne, topuna tüfeğine güvenerek güç gösterileri yapan devletin gücü değildi orada yaşanan. Bunca askeri yığınağın karşısında teslimiyeti değil göğüs göğüse sabaha kadar çatışarak direnişi seçen gerillaların gücüydü.

Tasfiyeciliğin, kavga kaçkınlığının devrimci saflarda kol gezdiği bu süreçte direnişe dair, mücadeleye dair, savaşa dair her pratik çok değerlidir. İhanet de direniş de iç içe yaşanır böylesi süreçlerde. Bu süreçler turnusol kağıdı gibidir. Kendi gerçekliğinle yüzleşmeni sağlar. İdeolojik olarak sınanma süreçleridir aynı zamanda. Daha fazla görev alma, elini daha fazla taşın altına koyma süreçleridir. En yeni yoldaştan en eskisine sıkı sıkı kenetlenme; partiye, devrime, mücadeleye sahip çıkma süreçleridir. Ancak tam da böylesi süreçler çelişkinin, sınıf mücadelesinin içte de en keskin yaşandığı süreçlerdir. Mercan’da şehit düşen yoldaşlar da sürecin zorluğunun bilincindelerdi. Kendi pratiklerinin karşısında duran ideolojik duruşu iyi tanıyorlardı. Çünkü bu duruş da başka bir sınıfa aitti. Düşmanın saldırganlığının arttığı, savaşın tekrar yükseldiği süreçte, partimizin yaşadığı örgütsel kriz sürecini fırsat bilerek bir hizip faaliyetiyle ordu ve parti saflarında bozgunculuk pratikleriyle kopanların, bu duruşuyla mücadele edilmesi gerektiğini biliyorlardı. Şehitler vererek en ağır bedellerle karşıladığımız bu süreçte yaşananlar, yoldaşları hedeflerimize daha fazla yöneltti. Söz değil eylem zamanıydı. Çünkü savaşın yüksek sesle “kavga”, “mücadele”, “savaş” sözleriyle değil de sadece pratikte yürütüleceğinin farkındaydılar. Bunu defalarca kendi pratiklerinde gördüler, öğrendiler. O yüzden fazla söze gerek duymadılar. Yürüdükleri yola devam ettiler. Silahları düşmana teslim edip, dağları terk ederek Avrupa yollarına düşüp oradan savaş çağrısı yapanlara en iyi yanıtı; savaşın tam orta yerinden partiyi göz bebekleri gibi koruyarak verdiler. Tarih iki pratiği de yazdı. Halk iki pratiği de gördü. Ve gelecek; canları pahasına partiyi, devrimi koruyan yoldaşlarımızın pratiği üzerinden yükselecek. Ölümlerden bahseder Mao yoldaş, Tay dağı kadar yüce ölümlerden. Onların ölümleri de bütün dağlar kadar yüceleşti. Ve güneşin kızıllığında dağların gölgesi ovayı kapladığında onlar da halkın yüreğinde en güzel yerlerini aldılar.

Onlar bizim varlık sebebimiz…

Şehit düşen yoldaşlarımızı daha çok anlatacağız. Çünkü onlar bizim varlık sebebimiz.  Yaşamın her parçasında, her pratiğimizde onlarla var olacak, onlarla çoğalacağız. Onlarla düşmana vuracak, onlarla yürümeye devam edeceğiz. Daha çok birlikte adımlayacağız zorlu yokuşları, dar patikaları. Birlikte derin uçurumlardan geçerken, dizlerimiz titrese bile yoldaşımızın uzattığı elden alacağız gücümüzü. Düşmana sıktığımız her mermide onların izini göreceğiz. Daha sıkı kenetleneceğiz birbirimize. Baharı yine birlikte karşılayacağız. Güneşin karları eritmeye başlamasının, ağaçların tomurcuklanmasının, doğanın uyanışının coşkusunu hep birlikte yaşayacağız. Ağız dolusu kahkahalar atacak, yine aynı yoğunlukta düşmana olan öfkelerimizi pratiğe dönüştüreceğiz. Taylan yoldaşın “doğa harikası” olarak gördüğü ördeklerin yüzüşünü, Yetiş yoldaşın ayıya kafa tutuşunu, Yusuf yoldaşın gulik tutkusunu yine hep birlikte seyredecek, hint kekliklerinin ötüşünü, her gördüğümüzde heyecanlandığımız karacaların ıslık çalarak sürü halinde koşuşlarını hep birlikte hayranlıkla izleyeceğiz.

“Kim demiş siz öldünüz diye?” soruyor ya şair, aynı öyle; bu kadar yaşamın içindeyken ölmek olur mu hiç? Bu dağların her parçasında siz varsınız. Her taş altında, her ağaç altında, her su başında izleriniz, sesleriniz var. Şimdi kim inanır öldüğünüze? Öylesine karıştınız ki bu topraklara, her bahar sizinle canlanacak doğa yeniden. Sizinle boy verecek her çeşit canlı. Ve biz sizinle başlayacağız yeni bir faaliyet dönemine…

Taylan yoldaş; yakın ama hep ileriye oldu adımları…

Taylan yoldaşı tanıyanlar onun bu dünyanın insanı olmadığını düşünürler genellikle. Biraz farklıdır diğer yoldaşlardan. Sünni Türk kökenli bir aileden gelmiştir. Ailesi, büyüdüğü ortam devrimcilere, devrimci düşüncelere yabancıdır. Halkı, acılarını çok fazla tanıma fırsatı bulamadan üniversiteye gitmiş, burada devrimcilerle tanışmıştır. İşte onun hikayesi tam da burada başlamıştır; yani yaşamının yönünü değiştiren, halkın acılarını tanımasına neden olan şey, Sivas’ta üniversite yıllarında başlamıştır. Gençliğin akademik, demokratik mücadelesinde aktif bir şekilde yerini almış, komsomolda örgütlenerek çeşitli sorumluluklar almış, faaliyet sürecinde tutuklanmış, hapishaneden çıkınca mücadelede adımlarını daha da sıklaştırmıştır. 2010 yılında gerillaya geldiğinde artık yaşamı en ortasından, devrim mücadelesinin en derinlerinde ve içinde tanımaya başlamıştır. Kitlelerle kurulan ilişkilerde onların yaşadığı her sorun, Taylan yoldaşı derinden etkilemiş, onları daha yakından tanımaya çalışmıştır.  Ne var ki başlarda halkın dilini anlamakta zorlanır. Nasıl konuşacağını, nasıl iletişim kuracağını bilemez. Ayrıntılı sorularıyla bazen yoldaşları bunalttığı olsa da o yılmadan sorularını sormaya devam eder, sürekli anlamaya çalışır.

Her dönem kendine küçük küçük hedefler koymuştur. Kafasında hemen her konuda planlar olmuştur. Yaşama dair her şeyle ilgili kafa yorar, sürekli yeni şeyler öğrenmeye çalışır. Bunlar, kimi zaman yapacağı eylemlere dair, kimi zaman çalışmalara dair, kimi zaman yoldaşlarla ilişkilenmeye dair, kimi zaman çocuklarla iletişim kurmaya dairdir. Yoldaşlardan hep kendisine bir şeyler öğretmelerini ister. Bazen bu öğrenme işini çok abarttığı da olur ki bunlar çoğu zaman moral etkinliklerinde skeçlere konu olmuştur. 

Öğretmek için önce öğrenmesini bileceksin anlayışını yaşamında var etmeye çalışmıştır hep. Ve hep ileriye dönük olmuştur yüzü. Kendini özellikle askeri olarak geliştirmeye çalışmıştır. “Öncesinde silahları hiç sevmediğini ama haklı bir dava için olduğuna inandıktan sonra silahından hiç vazgeçmediğini/vazgeçmeyeceğini” söylemiştir hep. Hiçbir zaman yetinmemiş, hep daha iyisine ulaşmaya çalışmıştır. Sürekli kendini tanımaya çalışmış, bu konuda kendini yoldaşlarına açmaktan çekinmemiştir. Kendi gerçekliğini gördüğünde bazen mekanikliğe düşse de bunu düzeltmek için her türlü çabayı göstermiş, sürekli kendini yenilemeye çalışmıştır. Değişimin sancılı yanlarını da çok fazla yaşamış, bu konuda yoldaşlarının yardımına hep açık olmuştur.

Taylan yoldaşı tanıyanlar onun ısrarcı yanını iyi bilir. Bir şeyi yapmaya azmettiyse ne yapıp edip onu yapana kadar peşini bırakmaz. Yanındakileri de o işin içine katmak için çaba gösterir.  En nefret ettiği şey bencilliktir. Tahammülü yoktur bencilliğe. Bunu kendi pratiğinde de göstermiş, önceliği hep yoldaşları olmuştur. Devrimciliğin, yoldaşlığın paylaşımla çoğalacağına inanmış, bunun mücadelesini vermiştir hep.

Erkek egemen ideoloji tartışmalarında kendine en çok yönelen, kendindeki egemen yanlarda en fazla rahatsız olup değiştirmeye çalışan erkek yoldaşlardandır. Bu konuda açık davranmaya çalışsa da yılların verdiği toplumsal roller, “erkeklik gururu” çoğu zaman onun da değişim hızını zayıflatmıştır. Bu konuda da hem kendisiyle hem de diğer yoldaşlarla hep mücadele içinde olmuştur. 2017 kampındaki 8 Mart kutlamasında mangadaki diğer erkek yoldaşları zor da olsa ikna ederek “erkek değiliz…” başlıklı mesajı kaleme alması buna örnektir. 

Kimya mühendisidir Taylan yoldaş. Yüksek lisans da yapmıştır. Sistemin kendisine sunduğu olanakları reddetmiş, bilimi devrimin çıkarına kullanmayı tercih etmiştir. Bu yüzden sabotaj konusunda uzmanlaşmak ve sabotaj eylemleriyle düşmana kayıp verdirmek en büyük hayallerindendi. En çok istediği şey, şehit yoldaşların hesabını sormak, düşmana kayıp verdirmekti.

Yusuf yoldaş; yıldızın hiç sönmeyecek…

Bazen sözlerin anlatmakta yetersiz kaldığı zamanlar vardır. Pratiğimiz her şeyi en yalın haliyle anlatır. “Susalım; ölüm tamamlıyor zamanı…” demişti Yusuf yoldaş; Perihan Çolak’la ilgili bir şarkıyı söylerken. Şarkıda da söylediği gibi fazla söze gerek duymadan “dağları bastırıp yarasına” yürüyüşünü tamamladı yoldaşlarıyla birlikte.

Yusuf yoldaş da birçok yoldaş gibi özgün yoldaşlardandır. Yoldaşlığa, paylaşıma çok değer verir. Bunu göstermeyi becerebildiği zamanlarda onunla konuşurken, konuştuğunuz konunun içine öyle girer ki sizinle birlikte o da o konunun parçası olur, kafa yorar, çözüm yolları sunar.  Doğup büyüdüğü topraklarda faaliyet yürütmekten hep gurur duymuştur. Çünkü kendi halkını iyi tanır. Onların acılarını yüreğinde hisseder. Onun devrimciliğinin en önemli yanı da bu halk sevgisidir. Onlarla iletişim kurmakta zorlanmaz. Örgütçü yanı güçlüdür.

Yusuf yoldaş, birçok öğrenci kökenli yoldaş gibi teoriye ilgili bir yoldaştır. Okumayı, tartışmayı hele de entellektüel tartışmaları çok sever. Kimi zaman bunun ucunu bazen kaçırıp esas olana yoğunlaşmasını zayıflattığı da olmuştur.

Duygularını yoğun yaşar. Bunu da hemen yansıtır etrafına. Bir bakarsınız çocuk gibi küser, bir bakarsınız bir meseleyi çok uçlaştırır, çok sert tartışma yürütür, sonra sakinleşir, daha mantıklı düşünür, gelir özeleştiri vermekten de çekinmez. Ayrıntılı düşünür, bir meselenin birçok yönüne kafa yorar.

En büyük kusuru hantallığı ve hiç tükenmeyen çay sevdasıdır. Öyle ki gerillaya katılımı bile bu yüzden neredeyse gerçekleşemeyecektir. Yusuf yoldaş, kendisini takip etmesini söyleyen yoldaşın peşinden “bir çay daha içeyim giderim” diyerek harekete geçmeyince işler birbirine karışmış, bu yüzden yeniden planlama yapılmak zorunda kalınmıştır… 

Yusuf yoldaş, bu hantallığına rağmen örgütümüzün en nitelikli eylemlerimizden biri olan Ovacık’ta arazideki düşman güçlerine yapılan sızma ve saldırı eyleminin de komutanıdır. Eylem, 6 Mayıs’ta şehit düşen Sinan ve Rıza yoldaşlar için misilleme eylemi olarak yapılmış ve düşmana kayıp verdirilmiştir. Yoldaşlar şiddetli yağan doluya ve yağışın neden olduğu dondurucu soğuğa rağmen düşmanın yakınına kadar sızmış ve eylemi gerçekleştirmişlerdir. 

“Yıldızım hiç sönmeyecek” demişti  Yusuf yoldaş baharı karşılarken. Yolunu aydınlatan yıldızlardı kendinden önce gidenler. O da şimdi o yıldızların arasında, kendinden sonrakilerin yolunu aydınlatıyor…

Yetiş yoldaş; silahın söyledi son sözü…

Bahar yaklaşırken ilk hazırlığı silahını hazırlamak olmuştu. Komutanlıktan kış boyu talep ettiği kanası almış olmanın heyecanını yaşıyor, yapacağı eylemlerin planlarını kuruyordu kafasında. Sohbetlerinde keskin nişancı olduğunu, bunu bu yıl pratikte de göstereceğini söylüyordu sürekli. Köylü kökenli bir yoldaştı Yetiş yoldaş. Erzincan’da geçmişti çocukluğu ve gençliği. Çobanlık yapmıştı yıllarca. Bu yüzden de araziyi, derinliklerini iyi biliyor, bir gittiği yerin ayrıntılarını hemen kavrıyordu. “Halk sevgisi” güçlü bir yoldaştı. Bunlar bir gerilla için olması gereken en önemli özelliklerdendi. Gittiği kitlelerle birlikte mutlu oluyor, onlarla birlikte acı çekiyordu. Onu devrimci yapan ve devrimci kalmasını sağlayan en önemli özellik de buydu. Babasının şiddeti yüzünden annesi ve kardeşlerini de alarak İstanbul’a taşınmışlardı. Ailenin en büyüğü olduğu için onlara karşı sorumluluk duyuyordu. En çok sıkıntısını çektiği şey buydu. Ancak bir yandan sadece kendi ailesini düşünme bencilliğine de kapılmak istemiyordu. Çünkü burada yaylalarda gördükleri, dünyasına girdiği, yaşamına dokunduğu köylülerin yaşadıkları onun ailesinin yaşadıklarından farklı değildi. Orda gördüğü çocuklar kardeşlerinden ayrı değildi. Bunu fark ettiğinde mücadeleye daha sıkı bağlandı. Hele annesinin de kendi ayakları üzerinde durabildiğini duyduğunda artık Yetiş yoldaşı kimse tutamazdı. 

Bir hata yaptığında bunun acısını güçlü yaşar, düzeltmek için elinden geleni yapardı. Özeleştirisinde söylediği şu sözler onu biraz olsun anlatabilir sanki:  “…yoldaşlar ben Ahmet yoldaşın adına layık bir devrimci olmak istiyorum. Benim aldığım her nefesin düşmanın zararına olacağını bildiğim için kendimi gerçekten önce bir asker, sonra ideolojik, politik, örgütsel ve siyasal açıdan geliştirmek, her adımımda, her nefesimde devrime ve halka hizmet etmek istiyorum.” (Yetiş yoldaşın özeleştirisinden)

Samet yoldaş; çocuk gülüşlerin bize güç veriyor…

Onu tanıyan herkesin aklına ilk olarak çocuk yanı gelir Samet yoldaşın. Yaşına rağmen coşkusu, neşesi, yerinde duramayan haliyle grupta sürekli bir hareket yaratmayı severdi. Kış kampları en çok korkusunu yaşadığı süreçlerdi. Çünkü rutini sevmez, durağanlığa dayanamazdı. Bunalıma girmekten korkardı. Hep bir hareket olsun isterdi. O yüzden kapalı ortamlar korkulu rüyasıydı. Daraldığında  hemen kadınlar mangasına koşar, “kadın beynine ihtiyacım var” diyerek erkeklerden şikayet edip kadın yoldaşlarla sohbete başlardı. Herkes onun bu yönünü bildiği için mutlaka biri onunla ilgilenirdi. Yerinde duramazdı uzun süre.  Bir bakarsınız birini bulmuş halay çeker, bir bakarsınız oyun oynardı. Ama hep hareket halindeydi. Bir şeyi kavrayana kadar uğraşır, çevresindekileri de uğraştırırdı. Bu süreç sancılı geçse de eğer bir şeyin yapılması gerektiğini kavradıysa ona mutlaka yönelirdi. Çocuk yönleri fazlaydı. Kendini hep diğer yoldaşlardan daha geri bulur, bunu her fırsatta dile getirir, anlamadığı bir şey varsa anlayana kadar sorardı. Bir konunun, kitabi dille anlatılması onu gererdi. Kendi anlayacağı dilden anlatılması için yoldaşları zorlar, çoğu zaman derslerden sonra kafasına takılan şeyleri ayrıca konuşurdu yoldaşlarla. Çelişkileri çok keskin yaşar, onu çözene kadar gözü başka hiçbir şey görmezdi. En çok değer verdiği şey şehitler ve yoldaşlıktı. Gücünü hep onlardan aldığını söylerdi her fırsatta. Bunu 12’lerden sonra yazdığı bir yazıda da şöyle belirtmişti. 

“İbrahim yoldaşın sayesinde bizleri bir araya getiren ve tanıştıran mücadelemizdir. Onun bizlere bıraktığı parti ve ordumuzun gücüyle ayaktayız ve güçlüyüz. Onun sayesinde yoldaşlığı kavrayabildik ve öğrenebildik. Ama sanmayın ki siz şehit oldunuz ve unutulacaksız. Sizler bizim yolumuzda açan birer çiçek ve nergiz olacaksınız. Uzun, patikalı yolumuzu aydınlatan ışık olacaksınız. Ve asla bizi terk etmeyeceksiniz. Ve her düşmana vurduğumuzda emin olun ki yoldaşlar, bizlere teslim ettiğiniz o mermilerle hesap soracağız düşmandan.”

Mahir yoldaş; 

Öğrenci kökenliydi Mahir yoldaş. Devrimci düşüncelerle Amed’de öğrencilik yıllarında tanışmıştı. Hukuk fakültesi son sınıftayken gerillaya katıldı. Öğrenciliğin bütün özelliklerini barındırıyordu o da. Bu yüzden kendi küçük burjuva yanlarıyla da mücadele halindeydi sürekli. Çok okurdu. Yazmayı severdi. Son zamanlarda öykü yazmaya başlamıştı. Öykülerinde halkın acılarını, çelişkilerini anlatırdı güzel bir dille. Yaşama ve mücadeleye, emeğe dair şeylerdi yazdıkları. Annesinin, babasının yaşadıkları emek sürecini de öyküleştirerek yazmıştı… Ama içi buruktu. Anne ve babasının düşmanın yönlendirmesiyle hareket ederek köylülerin tutuklanmasına neden olmalarını hiç kabullenemedi.

Oysa onlar da yıllarca çalışmış, ezilmiş, emeklerinin karşılığını alamamışlardı. Ama devletin propagandasından etkileniyor, devrimcileri “terörist” olarak biliyorlardı. Bunun böyle olmadığını en çok da annesinin bilmesini istiyordu. O yüzden de ona kendi anlayacakları bir dilden bir mektup yazmış; kendilerinin de ezildiğini, yoksulluklarını, bu sistemin sömürüsüne maruz kaldıklarını, kendilerine evlerini, olanaklarını açan insanlara zarar vermemelerini söyleyerek “kul hakkı yememelerini” istemişti.  Munzur yoldaşla saldırı grubunda yer alıp yaptıkları eylemi de öyküleştirerek anlatmıştı Mahir yoldaş. (Bu eylemde Mahir yoldaş yaralanmış, Munzur yoldaş onu etraflarındaki onca düşmana rağmen taşıyarak operasyonun içinden çıkarmıştı) 

Gerilla yaşamına adapte olmakta zorluk yaşamadı. Özellikle 2015 yılında Munzur yoldaşla birlikte yürüttükleri kitle faaliyeti ve askeri pratikler, onun gelişiminde önemli bir yer tutmuştur.  Aliboğazı’nda on iki yoldaşın şehadetinden sonra yoldaşlardan boşalan yerleri doldurmak için büyük çaba gösterdi.

Mahir yoldaş, savaşın, pratiğin, değiştirici, yenileyici gücünün en bariz örneklerinden biridir. 

“Çözüm süreci” denilen ateşkes sürecinde yani görece daha rahat bir süreçte katılmıştı gerillaya. Ama savaş sürecinin tekrar başlamasıyla bu sürece uyum sağlamakta zorlanmadı.

Duyduğumuza göre düşmanın baskılarından etkilenerek Mahir yoldaşın ailesi cenazeyi almak istememiş. Biliyoruz ki bu tip saldırılar bizim mücadelemize zarar veremez, yok da edemez. Yoldaşlarımızın mezarının nerede olduğu ya da olup olmadığı belirleyici değildir. Bunları da düşmanın saldırılarının bir parçası olarak değerlendiriyoruz. Bu süreçte birçok yoldaşımızın parçaları toprağa öyle karıştı ki kimse onları bu topraklardan, bu halkın bağrından söküp atamaz. Mezarları, bedenleri yok edilse de onlar burada yıllardır mücadele yürüttüğü topraklarda, halkın yüreğinde en güzel yerlerini aldılar bile ve orada yaşamaya devam edecekler. Ve her düşen yoldaş binlerce tohumda yeniden filizlenecek.

Haydar yoldaş; kendini pratikte anlattı…

Savaşın en yoğunlaştığı, düşman saldırılarının en kapsamlı olduğu süreçte katılan yoldaşlardandır Haydar yoldaş. Böylesi süreçlerde savaşa katılımın değeri daha büyüktür. Düşmanın onca  tekniğine karşı gerillanın yaratıcılığının devreye girdiği ve inancın, kararlılığın, direnişin en üst boyutlarda yaşandığı bu süreçte safını savaştan, mücadeleden yana belirlemek en onurlu tavırdır.

Haydar yoldaş da tercihini böyle bir süreçte; sessiz kalıp kendi köşesinde oturmaktan değil de savaştan yana yaptı. Mazgirt’liydi. Çocukluğundan beri gerillaları tanıyordu. Okumayı, araştırmayı seviyordu. Devrimci örgütleri de araştırıyor, tanımaya çalışıyordu. Üniversite yıllarında devrimcileri daha yakından tanıma fırsatı buldu. Daha önce hiç örgütlü faaliyeti olmamıştı. O kararını verdi ve kıyısından köşesinden değil tam da orta yerinden katıldı kavgaya.

Katıldıktan kısa bir süre sonra Aliboğazı operasyonunda on iki yoldaşın, geçtiğimiz baharda da Çiğdem ve Nergiz yoldaşların şehadetine tanıklık etti. Bu onu geriletmedi, onların çağrısına örgüte daha fazla katılım göstererek yanıt olmayı bildi.

Haydar yoldaş da öğrenci kökenli yoldaşlardandı. Örgütü, partiyi yeni tanıdığı için doğallığında zorlandığı da oluyordu her yoldaş gibi. Kendine yönelmede belli zorluklar yaşasa da kavradığı, inandığı ölçüde harekete geçmeyi başardı. Verilen her görevi en iyi şekilde yerine getirmeye çalıştı.  Çok fazla konuşmayı sevmez, pratikte anlatırdı kendini. Son pratiği de öyle oldu. Üzerine düşen görevi en iyi şekilde yerine getirerek onurlu bir şekilde karşıladı ölümü.

Dersim’den bir gerilla