Anasayfa / Türkçe / GERÇEKLERİ ANLATMAK, HALKA KAVRATMAK,YOĞUN EMEKLE HARMANLAŞMIŞ DÜRÜSTLÜK İSTER ! O’DA DEVRİMCİLİĞİN ÖZÜDÜR!

GERÇEKLERİ ANLATMAK, HALKA KAVRATMAK,YOĞUN EMEKLE HARMANLAŞMIŞ DÜRÜSTLÜK İSTER ! O’DA DEVRİMCİLİĞİN ÖZÜDÜR!

GERÇEKLERİ  ANLATMAK, HALKA KAVRATMAK,YOĞUN EMEKLE HARMANLAŞMIŞ DÜRÜSTLÜK İSTER ! O’DA DEVRİMCİLİĞİN ÖZÜDÜR!

“Yoldaşlar,önümüzde parlak bir gelecek var…Biz hiç kuşkusuz bu amaçlara ulaşacak güce de sahibiz.Ama önümüzde,bugün ile parlak gelecek arasında uzanan çetin bir yol var”. (Mao,Seçme Eserler,Cilt 2,Sayfa 202)

Bin bir cefa ve zorlukla çıkılan bir yolda Altınçağ’ ı yaratma iradesi olanlar,yolculuktaki bütün zorluklara karşı direnme,bütün çelişkileri parça parça çözme cesaretini/cüretini yitirmeden emin adımlarla ilerlemeyi bileceklerdir.

Bugün bolca dillendiren “ağır ve sancılı” bir süreçten geçildiğini ifade eden sözler sorunun bir yanını ifade etmekle birlikte diğer yanının/yanlarının gözden kaçırılmasına yol açmamalıdır. Her çelişkinin farklı yönleri olmakla birlikte esas yönü doğru tespit edilmeksizin ilerlemek , çelişkileri çözerek sadece mümkün olmayacaktır.Devrimci hareketin yaşadığı krizler ne sadece bugünün ne de dünün sorunlarıdır.Ve çelişkileri doğru çözümlemek/çözmek;sorunsuz,çelişkisiz,dümdüz bir yolda ilerlemek olarak anlamak devrimci hareketin temel sorunlarından biridir.Devrimci hareketin tarihsel olarak yaşadığı krizlerin özünde örgütsel işleyişe dair ideolojik eksiklikler yatmaktadır.Bu kapsamda çelişkinin sürekli var olacağı akıldan çıkarılmamalıdır.Sorunları çözme noktasında eksik kalan her hareketin yaşayacağı politik dejenerasyon  krizler ortaya çıkartmaktadır.Kriz anında,krizin önüne geçmeye çalışmak tarihsel travmaların su yüzüne çıktığı grupsal psikolojiler yaratmaktadır.Bu açıdan sürecin bu saikle önüne geçmeye çalışmak ya da yıllardır bu çelişkiler yokmuş gibi davranıp bir anda (kriz anında) bu tür çelişkileri sağlıksız bir biçimde ortaya saçmak toparlama işlemini çok daha zorlu hatta imkansız hale getirmektedir/getirir.

Bu noktada İbrahim Kaypakkaya’ nın çizdiği yol açık ve nettir. “Proleter devrimciler de elbette kendilerine yakışan yolu tutacaklardır. Meselenin özünü ön plana çıkararak burjuva kliğin ideolojiye,politik,örgütsel ve taktik çizgisini sergilemek yolu…”

Bu yoldan sapmamak esastır. Burjuva yolunun ne olduğunu öğrenmek için herkes’e İbrahim Kaypakkaya Seçme Yazılar “Şafak Revizyonizmi ile Aramızdaki Ayrılıkların Kökeni ve Gelişmesi” başlıklı yazıyı okumalarını önererek geçelim.

Görülemeyen, tespit edilemeyen ya da görmezlikten gelinen ancak içten içe bütün bünyeyi saran çelişkiler yumağı belli noktalarda uç vereli çok olmuştur.Ancak zamanında,doğru yöntemlerle ve doğru tarzda müdahale edilmeyen/edilemeyen çelişkilerin çok daha karmaşık/katmerleşmiş bir biçimde ortaya çıktığı dönemler devrimci hareketler için kriz dönemleridir.Devrimci hareketlerin tek krizli dönemi elbette böylesi dönemler değildir.Kriz dönemlerinde yapılması gerekenler proleter devrimciler için Gezi İsyanı sürecinde sloganlaştırılmış şekliyle “panik yapma,organize ol” olmalıdır.Organizeden kasıt örgütlü durmak/tavır almaktır.Organize olması gereken ilk nokta organizasyonu bir arada tutma ve bütün bileşenlerini bu amaç doğrultusunda seferber etmektir.Sahne,pratiğin/devrimin öncülerinindir.Ve onlar pratiklerinden çıkardıkları derslerle yön vermeyi bileceklerdir.Çünkü birlik ihtiyacını,devrim ihtiyacını en fazla taşıyanlardır.Acısını en fazla çekenlerdir,kolektif çalışmayı en fazla arzulayanlardır.İş yapmayanın söz hakkı olmadığı,tuzu kuru devrimcilik yapılmayacağı hatırlatılmalı ve Mao’ nun dediği gibi “üyelerimizin ezici bir çoğunluğunun Parti Merkez Komitesi’nin Partili olmayan bütün yoldaşlardan,bizim neyi savunduğumuzu anlamalarını ve Komünist Parti’nin kişisel amaçlar peşinde koşan dar bir tekke ya da klik olmadığını kavramalarını isteyeceğim.” (Mao Seçme Eserler Cilt 3,Sayfa 53)

Bütün bunların yanı sıra Emperyalist, Kapitalist sistemin ekonomik,siyasal,kültürel,ekolojik bu yönetememe krizi halk yararına çevrilecek olanakları yani devrimin olanaklarını koşullamaktadır.Bu gerçeklikten kopmak,proleter devrimci sorumluluktan kopmayı/kaçmayı beraberinde getirecektir.Proleter devrimciler her çelişkiye,soruna,kriz anına öncelikli görevlerini belirleyebilmek için sorunun özünü ortaya çıkartmakla başlamalıdır.Sorunun özü her koşul altında pratikten ortaya çıkar,bu açıdan referansımız ne söylediği ya da ne yazıldığı değil ne yapılmalıdır. Sorunun özü bir kere tespit edildi mi buna göre uygun politika ve politika çevresinde sorumluluklara uygun görevlendirme yapılarak pratikte bütün devrimci maharet dürüstçe, ısrarlarla ve sebatla ortaya konulmalıdır.

Burada izlenmesi gereken siyaseti Mao’dan aktaralım “ Komünistler, düşmana karşı mücadelede kitlelere önderlik ederken, durumu bir bütün ele almalı,halkın çoğunluğu açısından düşünmeli ve müttefikleriyle birlikte çalışmalıdır.Parçanın çıkarlarını bütünün çıkarlarına bağımlı kılma ilkesine sıkıca sarılmalıdır.”(Mao Seçme Eserler,Cilt 2,Sayfa 208).

1938’de ÇKP için ortaya konulan bu siyaset gerçekliğini/güncelliğini korumaya devam ediyor.”Parçanın çıkarlarını bütünün çıkarlarına bağımlı kılma ilkesi” ne demektir.Yine Mao’dan aktaralım “Eğer bir öneri,kısmi bir durum için uygun olduğu halde durumun bütünü için uygun düşmüyorsa,parça bütüne öncelik tanımalıdır.Bunun tersine ; öneri parça açısından uygun olmayıp,durum bir bütün olarak ele alındığında uygun oluyorsa,yine parça bütüne öncelik tanımalıdır.”(Mao Seçme Eserler,Cilt 2,Sayfa 208)

Devrimci hareket bu açıdan hiçbir zaman ve hiçbir koşul altında halkın çoğunlundan kopmamalı birkaç ileri grubun kitlelerden kopuk ilerlemesine önderlik eder hale gelmemeli,çoğunluğu göz ardı etmemelidir.Burada tartışmanın asıl yönünü halkın çoğunluğundan ne anladığımız ve kitlelerden kopmama siyaseti oluşturmaktadır.Devrimci hareket,proleter devrimciler,halkın çoğunluğundan kopmamayı hem kelimenin gerçek anlamıyla yani halk içinde bulunmak yani devrimi halkın içinde bir fiil yaşadığı,ürettiği alanda mayalamak olarak anlamakta,hem de halkın çelişkilerini,eğilimlerini,taleplerini görerek öğrenecek şekilde halkla birlikte siyaseti üretip,halkla birlikte bu siyaseti yaşam pratiğine uygulamak olarak anlamaktadırlar.

Ancak,kitle politikası üretmek,kitlelerden kopmamak burjuva bir yorumla manüpüle edildiği durumlar genellikle yaygındır.Devrimci hareketler içerisinde de benzer anlayışlar günümü koşullarında da “ileri reformizm” dalgasının etkisiyle bütün bünyeyi sarma eğilimine ve “cesaretine” sahiptir.Devrimci hareketin bu durum özgülünde sorumluluğu çok önemli olmakla birlikte başka bir yazının konusudur.Türkiye özgülünde “barış,çözüm süreci” adı altında gelişen dönem ve estirilen “ileri demokrasi” dalgasında etkilenenler ve küçük burjuva hayaller kuranlar için uygun bir zemini yaratmıştır.Devrimci hareket bu durumla etkin mücadelede sorumluluğunu yerine getiremediği gibi kendisini de koruyamamıştır.İçindeki burjuva,küçük burjuva unsurları bu noktada dönüştürme/değiştirme sorumluluğunu yerine getirememiştir.Yaygın olan “kitleler bunu istiyor”,”kitlelerin eğilimi bu yönde”,”kitleler hazır değil” söylemlerinden ortaya çıkan kendi küçük burjuva hayallerine kitleleri payende etme,gerici çizgisini perdeleme siyaseti gözden kaçmamalı/kaçırılmamalı ve uyanık olunmalıdır.

Kitle politikası üretmek iki yönlü de yapılır. Birincisi Proleter Devrimcilerin izlediği kitle çizgisi, ikincisi Burjuva tarzda izlenen kitle çizgisi/politikası.Burjuvalar da kitle politikası üretmektedir ve ürettikleri “etkin” kitle politikasıyla geleceklerini korumaya,çürük düzenlerini sürdürmeye devam ederler.

Kitlede karşılık bulması açısından AKP “en iyi”,”kitle politikasını” yürüten partidir. Ama bu onun halkın çoğunluğu için politika ürettiği anlamına gelmemektedir.Yani kitle politikası sadece kitlelerin “desteklediği” politika anlamını taşımaktadır.Halkın çıkarlarını savunmak halk yararına politika üretme ve üretilen bu politikaların hem kitleden beslenerek üretilmesi hem yeniden kitleye götürülmesi yani “kitlelerden kitlelere” anlamını taşır.Aksi türlüsü halkın çoğunluğundan kopmak olur.İbrahim Kaypakkaya’ nın da ifade ettiği gibi “Burjuvazide sonuç olarak işçi ve köylülere eğilmektedir”.

Bu açıdan dikkat edilmesi gereken diğer bir konu Marksizm, Leninizm, Maoizm adına “kitlelerden kopmak” olarak eleştirilen konulara hem tarihsel konjonktür açısından hem de komünist ilkeler açısından dikkat edilirse üretilen tahrifat çok büyük. Uyanık olunması gereken bir durum da burasıdır. Mesela PDA Mao’nun sadece “devrimin kitlelerin eseri olacaktır” fikrini sahipleniyordu.Onu da silahlı mücadelenin karşısına çıkarıyordu/yayıyordu.Silahlı mücadele isteğini “halk kitlelerinden kopmak” olarak yaftalıyordu.Bugün de “birleşik cephe” aynı mantıkla ama bu sefer tersten “kitleler birlik istiyor” şeklinde bir savunuyla komünist bütün ilkeler yerle bir edilerek ne olduğunun dahi tartışılmasına tahammül edilemeden servis edilmeye çalışılmaktadır.Konunun özü gizlenmeye çalışılmakta,tartışma esas yönünden koparılarak taraftar toplama hedeflenmektedir.”Birleşmek,ittifak kurmak demektir” ama “Komünistler her şart altında ittifaka hazır değildir”. Komünistler “bağımsızlıklarını korumak”,”kendi kuvvetlerine dayanmak”,”inisiyatiflerini kaybetmemek”,”program hedeflerine uygun olmak” şartıyla ittifak kurarlar.Elbette komünistler devrim saflarında yer alması mümkün olan bütün güçlerle “ birleşmek” isterler ama ;

1)Kendi ilkelerinden ve hedeflerinden vazgeçerek değil!

2)Başkasının kuvvetine güvenerek değil!

3)Bağımsızlığını kaybederek değil!

4)İnisiyatifini elden çıkararak değil!

Benzer biçimde burjuva siyaset üretme tarzı kendini geliştirerek MLM anlayışı tahrif etmeyi başka konular özgülünde de sürdürüyor. Halkın birlik isteğine karşılık verilmiyormuş algısı yaratılarak “sosyal şovenizm” damgası basıveriliyor. Devrimci hareket içindeki birlik politikası, diğer devrimci güçlerle birlik politikası, halkın birliği politikası, Birleşik Cephe politikası komünist çizgisinden koparılarak tahrif edilmektedir.Bu durum burjuva siyaset üretme tarzının tipik özelliğidir.

Bir başka örnekte parlamento, parlamento seçimleri,,referandum,anayasa değişiklikleri vb. konularda yaşanmaktadır. Özellikle bu konularda “dogmatiklik,yenilikcilik,strateji-politika” üzerinden hepsinin birbirine katılarak tartışma yürütülen yazılar dikkat çekicidir.Bu yazılarda proletarya-burjuva kırması bir revizyonist teori ortaya çıkarılmaktadır.

Parlamentoya dair İbrahim Kaypakkaya’nın belirlemeleri gün gibi ortada ve bütün bilimselliğini de korumaya devam etmektedir.”… Devlet hakim olan sınıfın veya sınıfların baskı sömürü aracıdır. Devlet gücünü elinde tutan sınıf,onu kendi amaçları için kullanır.”

“…Emperyalizm ve işbirlikçilerinin” “hakimiyet aracı” “ parlamento” değil devlet cihazıdır. Parlamentonun varlığı veya yokluğu,hakimiyet aracı olan devletin biçimiyle ilgili bir kurumdur.Nitekim hakim sınıflar,parlamentoyu bir kenara fırlatıp attıkları zamanda hakimiyetlerini devam ettirirler,hakimiyet araçlarını bir kenara fırlatıp atmış olmaz.Sadece onun biçimini değiştirmiş olurlar”. Nasıl ki parlamento “ daha yetkili” diye demokratik olmadıkları gibi “başkanlık sistemi” adı verilen anayasa değişikliği geçtiğinde de faşist diktatörlük olmuş olmuyorlar. Zaten öncesinde devletin niteliği malum.

Sistem bu oylamayla özel olarak yeni bir şey söylememektedir.Ve halka esasta şu söylenmektedir.”Sizi başkanlık adı altında mı çiğneyeyim” yoksa “parlamenter sistemle zaten çiğniyordum” ama “ ara ara seçimler referandum vb. yaparak nasıl yapacağımı size soruyorum”. Özetle bu seçimin getireceği değişikliğin özde hiçbir etkisi yoktur.Devlet bu değişikliğin başında neden yaptığını açıklamıştı “fiili durumu yasal hale getirmek”.Yani “Evet” diyenler  fiili durumu yasal getirmeye çalışırken “Hayır” diyenler yasa dışı devam etsin diye uğraş vermiş oluyorlar/olmuyorlar mı ?

Her iki yaklaşımda da halkın çoğunluğu yararına düşünme eğilimi yoktur.Halkın çoğunluğundan kopmayanlar halka gerçek alternatifini söylemekteler ; Bu seçimin halk yararına getirdiği hiçbir şey yoktur.Yasa kabul edilmediği durumda da halk yararına hiçbir durum olmayacaktır.Ancak “Hayır” diyenler açısından çelişki daha derindir.Eğer sistem karşısında bir moral üstünlük kazanmak ve psikolojik olarak muhalif kesimleri rahatlatmak ya da RTE’yi tökezletmek amacıyla hayır deniyorsa bu çok daha trajiktir.Halk hareketinin devrimci şiddetle birleşerek yarattığı atmosferle 7 Haziran seçimlerinin başarısının ardından geliştirilen yanlış politik duruşun sonuçları gözden kaçırılmasın.3 Bakan’la Sur,Cizre,Silopi,Nusaybin bombalanırken ki tablo unutulmasın.Aynı politik duruş 1 Kasım ve sonrasında da devam ettiği hafızalardan silinmesin.İşte halka anlatmamız/kavratmamız gereken devrimciliğin özü izahı bunlardır.

Bir Tutsak Partizan