Anasayfa / Türkçe / Doğrularımızda ısrarcı olacağız, Boykot çalışmalarımızı aktif şekilde yürüteceğiz!

Doğrularımızda ısrarcı olacağız, Boykot çalışmalarımızı aktif şekilde yürüteceğiz!

Referandum Faaliyetimizi Nasıl Ele Alacağız!

Hakim sınıfların kendi iç dalaşının bir sonucu olan 15 Temmuz darbe girişimi ve ardından yaşanan siyasal gelişmeler ülkemizde yeni bir dönemede perde aralamış oldu. 7 Haziran seçimlerinin ardından girilen savaş konsepti 15 temmuz sonrası ilan edilen OHAL’le birlikte daha da tırmandırıldı ve toplumun tüm kesimlerini içine alan bir yelpazede devam ettiriliyor. KHK’lerle yönetilen ülkemizde en küçük muhalif sesin bastırılması, sindirilmesi ve ezilmesi için her türlü saldırı silahını sınırsız yetkiyle kullanılmaktadır

T.Kürdistan’ında geliştirilen savaş konsepti tüm ülke sathına yayılmış, gözaltı ve tutuklamalar rutine bindirilmiş, tasfiye operasyonları öğretim görevlilerini de içine alan bir genişlikte sürdürülürmektedir. Devletin dünyada yaşanan ve ülkemizi de içine alan dönem politikalarına uygun bir konumlanış ve şekilleniş için ihtiyaç duyulan neyse onun adımları atılmaktadır. 16 Nisan’da yapılacak olan Başkanlık referandumunu da gelişen politik sürecin bir parçası olduğunu görmeliyiz. Sistemin daha fazla baskı ve faşist karakterinin daha da artacağı bir döneme gireceğiz. Bu gerçeklik referandumdan çıkacak olan sonuç ne olursa olsun böyle olacaktır. Bu anlamda bugün sandık merkezli yürütülen tartışmalardan çok daha belirleyici bir yerde referandum sonrası süreçte yaşanacaklar durmaktadır.

Halkın baskı ve sindirme politikalarına duyduğu tepki bugün “hayır” cephesinde birikirken, halkın özlemleri ve beklentileri de bu kesim tarafından sandığa gömülmektedir. Ülkede yaşananlar bir devlet politikası olmaktan çok AKP politikaları olarak tartışılmakta, kitlelerin bilincinde ciddi bir manipilasyon yaratılmaktadır. Ezilenlerin sisteme karşı mücadelesi, sisteme duydukları tepki ve öfke “Hayır” sandığına gömülmek istenmektedir.

Kadınların, LGBTİ bireylerin, gençliğin, işçi ve emekçilerin ve tüm ötekileştirilenlerin sisteme karşı öfkesi patlamak için uygun anı bekleyerek mayalanmaktadır. Sistemin siyasal krizine eklenen ekonomik krizi yok sayılmaya, perdelenmeye çalışılmaktadır. Ancak başta işsizlik olmak üzere açlık ve yoksulluk tablosu ekonomik krizin artık idare edilebilir durumda olmadığını göstermektedir. Kredi yardımları ile esnafın imdadına koşulmaya, Varlık Fonu gasp edilerek daralan ekonomi rahatlatılmaya çalışılmakta. Yastık altı dövizlerin bozdurulması çağrıları tekrarlanmakta, pansuman tedbirlerle kriz ötelenmeye çalışılmakta. Savaş tamtamlarıyla ötelenmeye çalışılan bu tablo öfke birikiminin nedenini anlatmaktadır.

 

Doğrularımızda ısrarcı olacağız, Boykot çalışmalarımızı aktif şekilde yürüteceğiz!

Toplumun “Evet” ve “Hayır” olarak saflaştırıldığı ve yaşanan esaslı saldırıların bu perdelerle gölgelendiği koşullarda referandum çalışmalarını yürüteceğiz. Bu kamplaşmanın dışında devletin kendisine karşı olan kesimleri sindirmek, baskı altına almak için giriştiği çok yönlü saldırıların yaşandığı bir süreçte referandum faaliyetimizi örgütleyeceğiz. Bu gerçeklik yürüteceğimiz faaliyetin sadece referanduma dair politikanın kitlelere götürülmesini değil, başka bir dizi görevde yüklemektedir. Devletin 15 Temmuz sonrası içine girdiği yönelim ve bunun referandum sonucundan bağımsız olarak alacağı biçimi kavramak ve anlatmak durumundayız. Sandıktan çıkacak sonuç her ne olursa olsun ezilenlere dönük saldırıların ivmesinden ve dozundan bir şey eksilmeyecektir. Yeni bir darbe girişimi kılıfıyla eli kanlı sivil faşistlerin devlet eliyle silahlandırılması, devletin referandum sonrasına nasıl bir hazırlık yaptığını gösteren basit bir örnektir. Bu silahlı faşist çetelerin yarın halkın haklı isyan ve tepkisini bastırmak için sokaklara sürüleceğinden kimsenin şüphesi olmasın.

Bilinen ama tekrar edilmesi gereken doğrulardan biri seçim süreçlerinin kitlelerin politikaya ilgisinin yoğunlaştığı dönemler olduğudur. Lenin yoldaşın deyimiyle“sınıf bilinci olan proletaryanın siyasal dünya görüşünün ilkelerini ve temel isteklerini savunmak için özel bir fırsattır”seçimler. Karşı devrimin bütün güç ve olanaklarını seferber ederek hazırlandığı, yarattığı bilgi kirliliği ve bilinç bulanıklığını gidermenin ve gerçekleri kitlelere göstermenin tek yolu komünistlerin de bitmek bilmez bir enerjiyle bu süreci geçirmeleri, doğruyu kitlelere götürme ısrarında anlam bulacaktır.

Seçim süreçlerinin ortaya çıkardığı fırsatlar bunlarla bitmez. Daha önemlisi, bu süreçte yakalanacak olanaklar ve kurulan ilişkiler üzerinden devrim ateşinin merkezine uzanan bir hat çekebilmek ve devrimci mücadeleye tayin edici katkı sunabilecek kitlesel hareket dinamizmine nüfuz edebilmektir. O sayede dönüştürücü karakter taşıyan bir damarla buluşulabilecek, kendimizi geliştirme ve arındırmanın yol ve yöntemleri üretilecektir.

Referanduma giderken Mart ayı içindeki tarihsel-takvimsel günleri kapsayan bir dönemin içinden geçeceğiz. Mart ayının bu takvimsel günlerini sınıf mücadelesinin somut politik gündemleriyle harlayacak, buluşturacak ve öyle karşılayacağız. Referanduma dair belirlediğimiz Boykot politikasını bu gündemlerde ete kemiğe büründüreceğiz. A/P araçlarımızı referandum sloganlarıyla birleştirerek ele alacağız. Bu dönemde kitle faaliyetine daha fazla yoğunlaşacak ve politik argümanlarımızı en güçlü şekilde kullanarak emekçilerin kapısını çalacağız. “tek adam rejimi”, “tek adam diktatörlüğü”ne karşı tavır takınması istenen işçi ve emekçilere sistemin ve devletin kendisini anlatacağız.

Demokrasi adı altında sergilenen oyun, anayasal kurumlar, parlamentonun işlevi, hükümetin rolü, hukuk devleti/sistemi denilen iğreti maske, emperyalizm ile ilişkiler, komprador burjuvazi ve büyük toprak ağalarının konumu doğru ve net biçimde açıklanmalıdır. Bağımsızlık kavramı üzerinde durulup egemenlik meselesine açıklık getirilmeli ve “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir”, “halkın iradesi” gibi beylik sloganlar üzerinden düzenin meşruiyet derdi üzerinde durulmalıdır.

Günümüzde de işçi ve emekçi kitlelerin ekonomik temelli sorunlarının ağırlıklı bir yer kapladığı açıktır. Bu konuda, sistemin teşhiri, emperyalizmle ilişkiler, düzenin mekanizmaları ve işleyişi yeterli açıklıkta tarif edilmek suretiyle yapılırken, somut bilgiler verilmesine özen gösterilmeli, zıtlıklar ve çelişkiler ortaya serilmelidir. Çalışma yaşamında son süreçteki hak gaspları ve saldırıların somutlandığı anlatımımız, işsizliğin bilhassa işlendiği bir boyut taşımalıdır. Bunun sonucu olarak sosyal alanda yaşanan dejenerasyon, ahlaki yozlaşma ve çürüme, “suç” oranında artış, devlet politikası ve kurumları ile bağlantılı olarak deşifre edilmelidir.

Sürecin önemli dinamiklerinden biri de hiç kuşkusuz Kürt halkıdır. Öz yönetim ilanlarının ardından tankla, topla evleri yıkılan, çocukları bodrumlarda diri diri yakılan halkın öfkesi bu süreçte belirleyici bir rol oynayacaktır. Bunca katliam ve vahşetin ardından onu sandığa yönlendiren iradenin sistemden medet umar halini deşifre etmek zorundayız. Seçilmiş milletvekillerinin bir ilde bırakılıp diğer ilde tutuklanması, eş başkanlarının onlarca yıllık hapis istemiyle yargılanması, tutuklama ve hapishanelerde yaşanan bir dizi hak ihlaline rağmen mevcut sisteme cepheden tavır almak yerine icazetçi siyasete yüklenme halini teşhir etmek zorundayız. Kürt halkı sadece ve daha fazla AKP iktidarında zulmü yaşamadı, TC’nin kuruluşundan bugüne sistemli bir devlet politikası olarak zulme,baskıya ve katliama maruz kaldı. Bu anlamda AKP ve R. T. Erdoğan’a yönelmiş öfkeyle yürütülen mücadelenin nereye demirleyeceğini anlatmak zorundayız. Ve sadece anlatmaklada sınırlı kalmayarak öfkeyi ve tepkiyi örgütlemeliyiz. 21 Mart’ın tam da ruhuna uygun olarak, Serhıldan ve İsyan çağrılarını çok daha güçlü haykırmalıyız.

Yoğunlaşmış bir faaliyet olarak ele almamız gereken bu süreç için bitmek bilmez bir enerjiyle çalışmak zorundayız. Sürecin ve dönemin ruhuna uygun olarak tüm gücümüzü seferber etmeliyiz. Kitle toplantılarından, ev ziyaretlerine, işçi sınıfının yoğun olduğu bölgelerden, üniversitelere kadar gücümüzün olduğu tüm alanlarda gücü örgütleyerek yol yürüyeceğiz.

Belirlenen politikayı hayata geçirmek ancak her alan özgülünde somutlamak ve ete kemiğe büründürmekle mümkün olacaktır. Politikayı kitlelerin tepkisiyle sınava tabi tutmak, reformist cephenin genişliğinin kitleler üzerinde yarattığı baskılanma ile politikanın yaşama geçirilip geçirilemeyeceğini test etmek kendi gücüne ve doğrulara güvensizliğin ifadesidir.   Ezilenlerin umutlarını sandığa kilitlemeye çalışan anlayışlara karşı hem politik mücadelede ısrarcı olmak hem de politikayı kitlelerle buluşturmak ancak kararlı, inançlı ve azimli bir faaliyetle mümkün olacaktır. “Hayır”da buluşan sol-sosyalist ve reformist cephenin meseleyi temellendirirken yuvarlandığı çukurun ucu parlementoyu adres göstermenin ötesinde değildir. Biz bu çukura girmeyecek, kitlelerin umudunun bu çukura hapsedilmesine izin vermeyeceğiz.

16 Nisan’da yapılacak olan referanduma tüm gücümüzle karşı çıkacağız. Bu süreci örgütlerimizin ve partimizin gelişiminin bir aracı haline getireceğiz. Tüm alan örgütlülüklerimiz yönelimini ve yürüyüşünü bu yönde tayin edip belirlemelidir. Legal olanaklardan faydalanmayı es geçmeyecek illegal A/P araçlarımızı daha aktif ve yoğun şekilde kullanacağız. Legal, illegal pankart ve yazılamalardan, legal illegal afişlere, legal illegal bildirilerden kuşlama ve pullamalara elimizdeki tüm olanakları kullanacak politikamızı en geniş kesimlere duyurmanın, anlatmanın ve kavratmanın aktif bir aracı haline dönüştüreceğiz. Gücümüzün olduğu her alanda Boykot politikasını aktif şekilde hayata geçirmek için harekete geçelim.

Kurtuluş sandık değil, tek yol demokratik halk devrimi!

Kahrolsun emperyalizm, faşizm ve her türden gericilik!

Kahrolsun emperyalizm faşizm ve şovenizm!

Kürt ulusuna yönelik imha ve inkar zulmüne karşı isyanı büyütelim!

Yaşasın intifada, isyan, serhıldan!

Patron ağa devletini yıkacağız, halk iktidarı kuracağız!

Yaşasın halk demokrasisi, bağımsızlık ve sosyalizm mücadelemiz!

Yaşasın halk savaşı!