Anasayfa / Türkçe / 5’ler ölümsüzdür ! Özlem ve Sevda’larını namluya sürecek, Emel ve Dilek’lerini Eylem’e dönüştüreceğiz!

5’ler ölümsüzdür ! Özlem ve Sevda’larını namluya sürecek, Emel ve Dilek’lerini Eylem’e dönüştüreceğiz!

Dersim’de 2 Şubat 2011 tarihinde ölümsüzleşen 5’ler için TKP/ML MK-SB’nin Dersim Parti Komitesi ve Bölge Komutanlığına hitaben yazdığı ve Mayıs 2011’de Komünist’te yayınladığı yazıyı, şehitlerin ölüm yıldönümü vesilesiyle yeniden yayınlıyoruz. Anıları ve mücadeleleri yolumuzu aydınlatıyor.

 

Dersim Parti Komitesi ve

Bölge Komutanlığına,

Yoldaşlar,

Ağır bir darbe ve büyük bir acının ardından sesleniyoruz. Tarifi zor duygular içindeyiz ve şu anda yanınızda fiilen bulunamamanın sıkıntısını yaşıyoruz. Tüm örgütümüz, davamıza gönül vermiş bütün yoldaşlar derin bir üzüntü içerisindedir. Bütün alanlarda, sınıf mücadelesinin bütün cephelerinde, yoldaşlarımız, acı ile öfkeyi harmanlamaya, şehit yoldaşların yücelttiği kızıl bayrağı daha yükseklere kaldırmaya çalışıyorlar…

Ama en önemli görevin, en zor uğraşın sizlere düştüğüne şüphe yok. Hepimizden daha yakın olduğunuz, yoldaşlığın en soylu duygularıyla bağlandığınız, mücadelenin en sıcak anlarını paylaştığınız yoldaşlarımızı yitirmenin en çok sizi yaraladığını vurgulamak gerekmiyor. İşte bu yüzden en sabırsızlarımız, en öfkelilerimiz ve en isyankârlarımızın sizler olduğunu biliyoruz.

Şehitlerimiz ki sizlerle birlikte çok önemli bir misyonun gözü pek temsilcileriydi onlar; önemli virajlardan, kritik aşamalardan geçerek bu noktaya gelmişlerdi. Partimiz çatısı altında ortaklaşan ve ölüme yürüyen iradeleri, tarihimizin derinliklerine işlenen bir geleneğe dayanıyordu. Bu geleneği yaratma uğruna başta önderimiz İbrahim Kaypakkaya olmak üzere nice yoldaşımızı şehit verdik, halkımızın en değerli evlatlarını devrime armağan ettik.

Tarihsel gerçekliği ve mutlaklığı bir yana, devrimin geri dönülmez bir dava haline gelmesinin en önemli sebebi, harcına canını katanlardır. Bunun yaşayan ve savaşan, görevi devralan ve ileriye taşıyacak olan bütün devrimcilere verdiği görev açıktır. Hiçbirimizin elinin tersiyle itemeyeceği, kaçınma lüksü taşıyamayacağı ve feragat etme şansı kullanamayacağı görev, aynı yoldan yürümeyi, aynı özverili çalışmayı göstermeyi, aynı gözü peklikle savaşmayı emrediyor. Buna bütün yoldaşlarımızın hazır olduğuna ilişkin hiçbir kuşku taşımıyoruz.

Yaklaşık kırk yıldır her ölümsüzlüğe uğurladığımız yoldaşın ardından taşıdığımız duygu, layık olmaya çalışmak için mücadeleye dört elle sarılmak oldu. Devrimi bir bayrak yarışı haline getiren, silahları elden ele geçiren, kavgayı parça parça büyüten olgu budur. Acı ve üzüntüyü kine dönüştürme, savaş azmini bilemek için dinamo kılma yeteneğini ideolojimize borçluyuz. Komünizme, Marksist-Leninist-Maoist ideolojiye bağlılığımız, devrim ve halk savaşına bilimsel bir gerçeklik içerisinde bakmamızı koşulluyor.

Ama bütün bunların ortasında, ideolojimizin önümüze koyduğu amaçları gerçekleştirmenin ve hedeflere ulaşmanın ancak öncüler, önderler sayesinde başarılabileceği gerçeği duruyor ki bize yön veren temel budur. Biz komünistleri devrimin fedaisi, savaşın bayraktarı yapan temel ne kadar sağlam olursa, ne kadar güçlü oluşturulursa, devamını getirecek olanlara bırakacağımız miras o kadar zengin olacaktır. Şehitlerimizin her biri bunu başarmanın adı oldular…

Ölümsüzlük, insanlığın kurtuluşu davasına yapılan katkıyla yoğrulmakta, partimiz bu sayede ayağa doğrulmaktadır. Geleceğe hükmetmenin teminatı budur. Uğruna ödenecek bedel yoksa her türlü idealin içi boşalmaya, değeri zayıflamaya mahkûm olacaktır. Düşmanlarımızı korkutan esas unsur, azmimiz ve kararlılığımız, ısrarlı ve inatçı mücadelemizdir. Buna kaynaklık oluşturan pratiğimizin şekillendiği arenayı savaşın potası haline getiren etken de bu olmaktadır.

Yoldaşlar,    

Değerini hiçbir ölçünün belirleyemeyeceği, yerlerini hiçbir kavramın tanımlayamayacağı yoldaşlarımızın ardından yazıyoruz. Acımız ve öfkemiz arşa uzanıyor. Anıları çok taze olan sevgili yoldaşlarımız fiilen yoklar. Bu yokluğun kapanması zor bir boşluk yarattığını biliyoruz. Bu zorluğu aşmaya muktedir tek güç yine bizleriz. Önder yoldaşlarını, yiğit komutanlarını, cesaret sembolü savaşçılarını, yenilmez direnişçilerini yitiren bir parti ancak komünizm ülküsüne sıkı sıkıya sarılarak yoluna devam edebilir. Partimiz tarihinin özeti budur.

Vasiyetlerinin, bin bir özen ve özveriyle büyütmeye çalıştıkları savaşın sürdürülmesi, mücadelenin geliştirilmesi ve partimiz önderliğinde zafere ulaştırılması olduğunu biliyoruz. Her bir komünistin halka, devrime ve yoldaşlarına verilmiş sözü ancak bu vasiyete bağlı kalarak yerine getirilebilir. Onlar, kendilerinden önce ipi göğüsleyenlerin devrettiği bayrağı taşıyordu. Artlarında bıraktığı bizlerin artık onlar için de savaşacağımız, onlar için de mücadele edeceğimiz, onların düşünü gerçekleştirmek adına da dövüşeceğimiz gerçeği, yegâne tesellimizdir…

Yoldaşların kavgamızda yaşayabilmesi, bizler gibi nefes alıp verebilmesinin tek yolu “yarım kalan” görevlerinin tamamlanmasıdır. Bunun uzun soluklu bir kavga olması, ölümle sürekli kesişen bir hat izlemesi, yaşatılmaları için en büyük olanak ve araçları sunmaktadır. Başarılı olabilme ve hedefe ulaşabilmenin sırrı buradadır. Bunun için bize ilham ve güç veren örneklerimiz çoğalmaktadır. Kayıplarımızın artmasını böyle algıladığımız takdirde yeniden doğabilme kapasitesine ulaşmış olacağız.

Değerli Yoldaşlar,

Eylem’in, Emel’in, Özlem’in, Dilek’in ve Sevda’nın güneşe karışan varlıkları, her şeyimizi adadığımız devrimin savaş cephesinde somutlanış haliydi. Onları büyük bir misyonun, zaferi mutlak bir davanın ölümsüz neferleri haline getiren olgu buydu. Beynimize ve benliğimize şehit yoldaşları kazımanın yolu, bu gerçeği bilince çıkarmaktır. Onlarla bütünleşmenin, özlem ve sevdalarını, emel ve dileklerini eyleme dönüştürmenin biricik formülü buradadır. Bunu başarabilecek gücümüz vardır. Bunun somut ve gerçekçi en son kanıtı yoldaşlarımızın bizzat kendileri olmuştur…

Acımızı ve üzüntümüzü kavganın ateşine yedirerek yol alacağız. Biz komünistler savaşı mekanik olarak kavramayan, şiddete halkın çıkarları için başvurmak zorunda kalan bir misyonun erleriyiz. Ne kişisel ne de grupsal bir çıkar için dövüşüyoruz. Kinimiz sınıfsal, kavgamız evrenseldir. Hesabımız emperyalistler, faşistler ve gericilerledir.

Onları yenmeden, onları alt etmeden, onları kazıyıp yok etmeden durmayacak, soluk almayacağız. Savaşmaktan yorulmayacak, bıkmayacak, usanmayacağız. Hiçbir engel ve zorluk, hiçbir kayıp ve darbe bizi kurtuluşa doğru yürüyüşten alıkoyamayacak. Düşlerimizin düşman tarafından kurban edilmesine izin vermeyeceğiz…

Bize yön veren ideoloji, insanlığın geleceğine adanmıştır. Duyguların en saf ve temizini, en karşılıksız ve yücesini barındırmamızın nedeni budur. Komünist olmak insani duyguların en asil ve vicdanlısını taşımayı gerektirir. Komünistlik, bütün mazlumların kurtuluşu uğruna her türlü zulüm ve sömürüye son vermek için kendini adama işidir. En duyarlı kişilerin komünistler olması bundandır. Her türlü bedeli ödemek için gözümüzü karartmamız bundandır. Ölüme bu kadar pervasız, bu kadar korkusuz yürümenin formülü buradadır…

Şimdi bu duygularla yoldaşlarımıza sarılıyoruz. Şimdi bu duyguların eseri ve esiri olarak yoldaşlarla bütünleşiyoruz. Tam da bu duyguları taşıdıkları için onları daha iyi kavrıyor, onlar için de nefes alıp vermeye çalışıyoruz. Nefesleri nefesimize karıştı, bizimki de ardıllarımıza karışsın istiyoruz. Bunu gerçekleştirmek için artık daha fazla nedenimiz var; bunun için beş kat daha güçlü, beş kat daha azimli ve beş kat daha cüretliyiz…

Yoldaşlar,

Halk savaşında olduğu gibi, kadınların kurtuluş mücadelesinde de yeni bir atılım süreci başlatan partimizin, bu kavgaya dinamizm kazandırmak için en büyük güvencesi kadın yoldaşlarımız idi. Kadın yoldaşlar, bu misyonu yerine getirmenin her şeyden önce devrimin bütün cephelerinde daha çok sorumluluk almakla, daha ileri noktalarda bulunmakla başarılacağının bilincinde yola koyuldular. Bu büyük idealin savaş cephesindeki temsilcileri, savaşın da kurmayında yer alan şehit yoldaşlarımızdı.

Hep birlikte ölümü göğüsleyen yoldaşlar, aynı zamanda erkek egemen toplumsal sistemden ötürü çok daha ağır saldırı, baskı ve sömürü altında ezilen çeşitli milliyetlerden Türkiyeli kadın emekçilerin kurtuluş kavgasına ışık tutan bir kişiliğe işaret ediyor, kadına özgür bir kimlik kazandırmanın can bedeli uğraşını veriyorlardı. Attıkları adımları, yürüttükleri mücadeleyi ölümsüzlüğe uzanan bir hatta pratikleştirmeleri, kadınların kurtuluşu davasını yenilmez kılmaktadır. 

Partimizin değerli kadroları, TİKKO’nun yılmaz savaşçıları, yoldaşlar;

Onurlu bir kavganın neferleri olarak, savaşın ön cephesinde mücadele yürütüyorsunuz. Kritik bir mevzide, devrimin en zorlu siperlerinde savaşıyorsunuz. Uluslararası proletarya ve ezilen halkların dünya devriminden, proleter dünya devriminin ise partimizden beklentileri büyüktür. Buna yanıt olmak için verdiğimiz kavga kırk yıla yakın bir zamandır sürmektedir.

Hiç kimsenin kuşkusu olmasın ki zaferle taçlanana kadar devam edecek ve kurtuluşu getirecektir. Bu yolda başta ölüm olmak üzere her türlü bedel ödemeyi göze alarak kavgaya tutuştuk. Nice yoldaşımızı şehit verdik, nicesini de vereceğiz. Başka biçimde sonuca gitme şansının olmadığı, sınıf mücadeleleri tarihinin gerçekliğidir.

Gücümüzü belirleyen en büyük kaynak, haklı bir davanın takipçisi olmaktır. Haklı davayı sonuca ulaştıracak ise halkın kendisidir. Halkın kendi geleceğini tayin edecek bir mücadeleye seferber olması için bize ihtiyaç vardır ve biz bu ihtiyaca karşılık vermek için yola koyulmuş durumdayız. Öncülerin kararlı olması, inatçı ve direngen bir çizgi tutturması şarttır.

Kitleleri örgütleyecek, devrimi büyütecek olan esas halka budur. Dosta ve düşmana verilecek bu mesaj sayesinde savaşta bir özne, devrimde bir güç haline geleceğiz. Şehit yoldaşlar bu rolün en başarılı aktörleri olarak devrimin doruklarına tırmandılar. Onları layık oldukları zirvelerde anıtlaştırmak, devrimin sönmeyen meşalesi kılmak ve hak ettikleri değerde yaşatabilmek bizim sorumluluğumuzdadır.

Partimizin gözbebeği, devrimin yiğit savaşçısı yoldaşlarımızı bizden koparıp alan savaş koşulları, düşmanın yoğun saldırıları altında yeni bir döneme kapı aralamaktadır. İyi biliyoruz ki faşist diktatörlüğün orduları, halk savaşı kavgamızda onulmaz yaralar, kapatılamaz gedikler açmak için bugünkü koşulları fırsat olarak bellemektedir. Bizim ve dost güçlerin üstüne daha çok gelecekler, daha ağır operasyonlarla yükleneceklerdir. Buna göre konumlanmanın, buna dikkat kesilerek hareket etmenin önemi ortadadır.

Savaşın, hataları affetmeyen bir seyir izlediğini, acımasız ve amansız olduğunu en yakından bilen ve yaşayan sizlersiniz. Savaşın yalnızca düşmanla değil zorlu koşullar ve engellerle yol aldığını da. İlerlemenin düz bir hat izlemediği, varılacak yere kayıpsız ulaşılamayacağı da devrimci savaşın gerçekleridir. Yenilgiler, darbe ve vurgunlar zafere tabidir. Engelleri bertaraf edecek, yaraları saracak, kanamayı durduracak olan yalnızca bizim irademizdir. O iradeyi çelikleştirenin ta kendisi, ödediğimiz bedeller olmaktadır…

Partimiz savaş cephesinde aldığımız bütün darbeleri alt edecek güç ve kapasiteye sahiptir. Aksi takdirde devrim mücadelesini buraya kadar taşımak mümkün olamazdı. Şimdi görevlerimize daha fazla yoğunlaşmak, bir kaç misli gayretle hareket etmek durumundayız. Bu konuda en önemli görevlerden birinin sizlere düştüğünü biliyorsunuz.

Sizler, partimizi derinden yaralayan kayıplarımızın yerini doldurmaya muktedirsiniz. Her yoldaşımızın yeri özeldir ama savaş, bıraktıkları boşluğun doldurulmaması halinde telafisi çok zor sonuçlar doğuracaktır. Umutlarını ve inançlarını kuşandık, güçleri gücümüzdür artık. Anılarını rehber alacak, kavgalarını omuzlayacağız.

Özlem ve Sevda’larını namluya sürecek, Emel ve Dilek’lerini Eylem’e dönüştüreceğiz!

 

TKP/ML MK-SB

 26 Nisan 2011