Anasayfa / Türkçe / Şahverdi’den Mercanlar’a; Başeğmezliğin, Direnişin ve Teslim Alınamazlığın Destanı Kanla Yazılıyor!

Şahverdi’den Mercanlar’a; Başeğmezliğin, Direnişin ve Teslim Alınamazlığın Destanı Kanla Yazılıyor!

“Düşersem bir gün boylu boyunca

Ürkmezsen eğer savaş çığlığı cesedime

Eğilip üzerime öp beni…

….

Silahını silahıma çat

Yumruğun yumruğumda sıkılı kalsın

Gözümdeki ışıltıyı yolun bil

Edebi rahatlığım zafer umudun olsun.

Meşeden bir yaprak düştü dersin

Alır eline koklarsın

Sızlar kalbin belki

O kadar da olsun be yoldaşım!”

(Atakan Mahir/İbrahim Çoban)

Partimizin hemen hemen 43 yıldır ayakta o kadar darbelere dayanan ve İbrahim yoldaşın kurduğu partiyi halen ayakta tutan, savaşan ve ordusunun gücünü arttıran bir partimiz var. İnancından vazgeçmeyerek yola devam ediyor. Ayakta tutan da budur bizi…” (Berkin)

5 Ağustos’u 6 Ağustos’a bağlayan gece sabaha kadar direnişin yaşandığı Mercanlarda sonsuzluğa uğurladık altı halk savaşçısını. “Tunceli ve Ovacık’tan ek destek birliklerin getirildiği bölgede” diye söylüyordu sistem medyasının mikrofonlu borazanları, “sabaha kadar süren çatışmada ölü olarak ele geçirilen” diye yazıyordu kaleminden kan damlayan yazarları… Mücadelenin farklı kesitlerinde, farklı alanlarında adımlayan ve Mercanlar’da birleşen altı yüreğin eli tetikteydi 5 Ağustos akşamı. Elleri hiç kalkmadı tetikten, gözleri hiç kararmadı sabaha kadar süren direnişte, dizleri hiç titremedi karşılarındaki savaş makinelerine karşı, genç yürekleri tarihsel sorumluluklarının bilinciyle çarptı 5 Ağustos gecesi. Saatlerce süren çatışmanın ardından eğilmeyen başları, çözülmeyen yumruklarıyla görevlerini yerine getirmiş olmanın haklı gururuyla yatıyorlardı boylu boyunca… Saflarında ölümsüzleştikleri Proletarya Partisi’nin bayrağını, tıpkı kendinden öncekiler gibi lekesiz taşımayı başarmış, o bayrağı kanlarıyla kızıllaştırmış olmanın onuruyla yatıyorlardı…

 

“İyi bakın yoldaşlar bize, çözülmeyen yumruğumuz yılgınlığın değil, direnişin sembolüdür!” diyorlardı. “İyi bakın bize yoldaşlar, eğilmeyen başımızla, düşmandan aman dilemeyen duruşumuzla kazandık!” diyorlardı. “İyi bakın bize yoldaşlar, savaş alanlarını terk edip reformizmin gemisinde denizlere açılanlara inat, iktidarın namlunun ucunda olduğunu kanıtladık!” diyorlardı. “İyi bakın bize yoldaşlar, korkunun ve umutsuzluğun kol gezdiği bu zamanları; düşmanın sayısı yüzlerle ifade edilen savaş makinalarına karşı, direnişle parçaladık!” diyorlardı. “İyi bakın bize yoldaşlar, 46 yıllık tarihimizin sayısız direniş geleneğinin takipçileri olduk!” diyorlardı. “İyi bakın bize yoldaşlar, düşmanın zafer çığlıklarına inat korkak ve zalim olduklarını saatlerce süren direnişimiz ve bedenlerimize yapılan işkenceyle kanıtladık!” diyorlardı. “İyi bakın bize yoldaşlar, şimdi korkunun duvarlarını yıkmanın, boşalan mevzileri hızlıca doldurmanın zamanıdır!” diyorlardı. “İyi bakın bize yoldaşlar, direnişimizle yoksul emekçi halkın hafızalarına kazındık ve özlemlerimizi yüreklerimize yükleyerek ayrıldık aranızdan!” diyorlardı…

Dersim’in her karış toprağında halk savaşçılarının ayak izleri vardır. Her dağ, sayısız direnişe ve çarpışmaya tanıklık etmiştir. Atılan temel güçlü ve sağlamdır. Vartinik’tir ilk kıvılcımın adresi, ölümsüzleşenlerle yangına çevrilmiştir. Direniş tarihi halk savaşçılarının Mercanlar’da direnişine ilk kez tanıklık etmiyordu. Yusuf Ayata yoldaşlar uzun bir dönemin ardından gelmişlerdi Dersim’e. Mesken tuttukları Mercan dağlarında onlar da düşmana karşı direnişin sembolü oldular. Öyle ölümsüzleştiler.

Ardından Şahverdi’de göğüsledi ipi Hakan, Cengiz ve Sefkan yoldaşlar. Düşman pususunda onlar da el tetikte, hiç çekilmeden direndiler saatlerce. Onursuz yaşamı elinin tersiyle itti Sefkan yoldaş. Yaralı halde düşmanın her sorusuna Proletarya Partisi’nin adını haykırarak yanıt oldu.

Şimdi altı halk savaşçısı taşıdıkları bu onurlu mirası saatlerce süren direnişle büyüttüler. Taylan yoldaştı bu kez direnişe komutanlık eden. “Katılımımın esas olarak olumlu olduğunu düşünüyorum. Katılımımın önünde engel olan belli sınırlılıklarım var. Bunların başlıcaları öğrenmeyi öğrenmek, anlamak, dışını tartışmak, politikleşmek, somut düşünmek. Temel hedefim devrimcileşmek, özgürleşmektir. Yakın somut hedeflerim askeri konularda uzmanlaşmak, yönetme ve komuta etmede asgari bir yeterliliğe ulaşmak, düşmanı değerlendirmede bir düzey yakalamaktır.” (Taylan) Mercanlar’da 5 Ağustos’u 6 Ağustos’a bağlayan gece, yoldaşlarını bu bilinçle sevk etti ve yönetti. İpi ilk göğüsleyen olmaktan korkmadı ve ardında duran yoldaşları da aynı korkusuzlukla yürüdü düşmanın üzerine. Her biri kendinden önce ölümsüzlüğe yürüyenlerin isimlerini değil, silahlarını da tıpkı onlar gibi kararlılıkla, bağlılıkla, inançla tuttu.

T. Kürdistanı’nın her coğrafyası sayısız direnişe, direnişle bütünleşen ölümsüzlüğe tanıklık ediyor. Düşmanın profesyonel kelle avcılarına, tüm teknik donanımına rağmen direnişle birleşiyor ölümün adı. Göğüs göğüse çarpışmadan sonuç alamayan düşman havadan bombardımanlarla yöneliyor. Çünkü elindeki olanaklar devrimci ve komünist iradeyi teslim alamıyor. Her muharebe bir yenilgiyle son buluyor. Devletin şehitlerimizin ardından attığı zafer naraları özünde bir yenilgiyi, çaresizliği temsil ediyor. Tüm gücü ve olanaklarıyla saldırıyor düşman, iradesi, inancı ile sınıfsız ve sömürüsüz bir dünyayı yaratmanın kararlılığıyla direniyor gerilla.

Tüm propagandası ezilen yoksul halkı umutsuzluğa itmek, yarınlarını karartmak ve teslim almak. Ama bunu başarmak için önce öncülerini teslim alması gerektiğini bilerek saldırıyor. Direnişin ve kurtuluşun şah damarına bu yüzden saldırıyor. Ama başaramıyor ve başaramayacak. Alınan kayıplar, ödenen bedellere rağmen tek gerçek teslim alınamayan iradedir. Ödenen her bedel savaş cephesinde nitelik ve nicelik bir kayıptır. Bu doğrudur. Ancak başka bir doğru daha vardır o da boşalan mevzilerin doldurulacağıdır. Yetiş, Samet, Yusuf, Mahir, Taylan ve Haydar yoldaşlar boşalan mevzileri doldurmak ve savaşın merkezinde mücadeleyi büyütme bilinciyle adımladılar Dersim dağlarını. 46 yıllık kesintisiz mücadele bayrak devrinin kesintisiz sürdüğünün de kanıtıydı. Yetiş yoldaşın gerillaya katılmadan önce bıraktığı mektubu da bu gerçeğin en yalın kanıtıdır.

“Gelelim mücadelede yer almayı istememdeki sebebe. Faşist TC devletinin Türkiye ve T. Kürdistanı’nda uygulamış olduğu baskı ve katliam politikaları, LGBTİ’ler ve kadına yönelik saldırıları, Amed baş sırada geliyor, sonrasında Suruç, Ankara gar patlamaları (katliamları) sindirme gözaltı ve tutuklamaların ardı arkası kesilmiyor. Geyiksuyu’nda Haydar ve Murat yoldaşların, daha öncesinde Özgüç, Hakan ve Cengiz yoldaşların şehit düşmeleri ve son olarak T. Kürdistanı’ndaki katliamlarına her geçen gün yenisini eklenmesi, Suriye’deki faşist AKP destekli IŞİD ÇETELERİNİN Ezidi, Kürt ve Alevilere yapmış olduğu katliamların ardı arkası bu sistem kökünden yıkılmadığı sürece gelmeyecek. Onun için benim düşüncem ve hayalim umudum bu sistemin yıkılmasında üzerime düşen görev neyse layıkıyla yerine getirmek istememdir. Bunun da ancak ve ancak Proletarya Partisi saflarında yer alarak, şehit düşen bütün yoldaşlarımızın boş bıraktığı mevzileri doldurarak mümkün olduğuna olan inancımdır.

Yaşamın her alanında kırda, şehirde, evde, fabrikada veya düşmanın kendisini en güçlü sandığı işkencehanelerinde bile partiye olan inançla ve iktidar için verilecek olan örnek mücadeleyle tıpkı İbrahim gibi tıpkı Ahmet Muharrem Çiçek gibi tıpkı Özgüç gibi inançla, bilinçle ve kinle...” (Tarık Akın/Yetiş) Söyledikleri ve inandıkları değerleri pratikleriyle yaşattı yoldaşlar.

Mücadelenin en keskin zamanlarında saflar ödenen bedellerle tahkim oluyor. Mücadeleyi kesintisiz ve Proletarya Partisi’nin saflarında ölümsüzler katına vararak büyüten yoldaşlarımız çözümün yolunu, adresini de gösteriyor. Seçimlere kodlanmış mücadele perspektifiyle reformizmle aramıza daha net çizgiler çekiyor ödediğimiz bedeller. Proletarya Partisi’nin saflarında şehit düştükleri gerçeğini yok sayan savaş kaçkını, tasfiyecilerle aramıza daha kalın çizgiler çekiyor ödediğimiz bedeller. Silahlı mücadeleyi savunup, bu teorinin pratiğini ülkemiz topraklarından uzaklarda yaşama geçirenlerin sahte savaş çığlıklarıyla aramıza kalın çizgiler çekiyor ödediğimiz bedeller. Devrimci dayanışma adına oportünizmi rehber edinen devrimci hareketlere devrimci ilkeleri hatırlatıyor ödediğimiz bedeller. Savaş alanında bozgunculuğa soyunan, hırsızlık yöntemiyle Proletarya Partisi’nin değerlerini çalıp, düşmana teslim etmekte hiçbir sorun görmeyen, parti düşmanlığında sınır tanımayan sağ tasfiyeciliğe karşı amansız mücadeleyi şart koşuyor ödediğimiz bedeller. Komünistliği mültecilik talebinin kabulüne sığdıran, savaş kaçkınlığını Avrupa’nın ışıklı sokaklarına sorumlulukla değiştirenlere karşı Proletarya Partisi’nin korunmasını ve büyütülmesini şart koşuyor ödediğimiz bedeller.

Ve unutmayacağız seni hewal Atakan. 25 yıla sığdırdığın savaş ve mücadele birikiminden öğreneceğiz. Özgürlüğe sevdalı yüreğinle ölümsüzlük katına yükseldiğin Dersim dağlarına kazıyacağız adınızı. Devrimci dayanışmayı ölümsüzlük katına yürüyerek yaşadık o coğrafyada. Muharrem ve Mazlum birlikte ölümsüzlüğe yürüdü. Yetiş yoldaş, Baran Dersim’in ardından yazdı marşını… Tarih kokan o coğrafya, yeni tarihsel direnişleri kaydediyor sayfalarına, isimleriniz o sayfalara altın harflerle yazıldı…

Bir İKK Okuru